Wright Kardeşler Uçağı Nasıl İcat Etti? 0 2797

Uçma düşüncesi insanlar için hep bir hayal olmuştu. Balonun icadı bu hayali gerçeğe dönüştürse de yeterli gelmemişti. Uçak, balona oranla çok uzun çalışmalardan sonra icat edilebildi. Uçağın icadı konusundaki gelişmelerin yavaş olmasının başlıca nedenleri uygun bir motor bulunamaması ve uçağı kuş uçuşlarına dayandırma çabalarıydı. Ornikopter denen kanat çırpan hava taşıtları büyük zaman ve emek kaybı olmaktan öteye geçemedi.

1804 yılında George Cayle bir planör yaptı ve iki ayrı planörle uçmayı başardı. Uçma denemeleri yapan havacıların büyük bir bölümü uçağı kontrol etme yerine doğal dengeyi dikkate elma yanlışlığını yaptılar. 1890 yılında Otto Lilienthal yalnızca beden hareketleri ile uçağını kontrol etmeyi denedi ve 230 metreye kadar uçuşlar gerçekleştirdi.

Wright Kardeşler’in Uçağı

19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Amerika, İngiltere ve Almanya’da pek çok uçuş denemesi yapıldı. Octave Chanute 1896 yılından başlayarak Amerika’da hem uçak yapımı üstünde çalıştı hem de hareketsiz kanatlı uçuş ilkelerini yaymaya başladı. Octave Chanute’un havacılık konusunda kanıtlanmış bilgileri toplayıp aktarmasına kadar  havacılık durağan seyretti.

1899 yılında Orville ve Wilbur Wright kardeşler yaptıkları ilk planöre yandan denetimle bükülebilen kanatlar takıldı. Uçmayı başarabilen Wright kardeşler bile uçağı kontrol etmenin zorluğunu fark etmişlerdi. 1903 yılında Orville ve Wilbur Wright kardeşler ilk motorlu uçağı icat edene kadar bir çok başarısız deneme oldu. Bütün bu çalışmalar ve denemeler konusundaki bilgileri toplayan Wright kardeşler yararlı buldukları fikirleri uygulamaya koyarken, itiş, kaldırma, pervanelerin etkileri, direnç, basınç ve yapım konusunda kendi hesaplarını da sürdürüyorlardı. Üçüncü planörlerinde uygun bir gövde yapmayı başardılar. Bundan sonra uçaklarına güç verecek bir otomobil motoru aramaya başladılar fakat istedikleri güç ağırlık oranına sahip bir motor bulamadılar. Kendileri bir motor yaparak ilk uçuşlarını 17 Aralık 1903 te gerçekleştirdiler. Orville ve Wilbur Wright kardeşlerin uçuş denemesi büyük bir başarı ile sonuçlandı. İlk uçuş denemelerinden 9 ay önce ilk motorlu uçağın patentini almışlardı.

Wright kardeşler icat ettikleri uçakla yaptıkları ilk denemede yerden 10 feet yüksekte toplam 120 metre yol almışlar ve 12 saniye havada kalmayı başarmışlardı.

1899 yılında yazılmış Wilbur Wright ‘ın notlarında, George Cayley, Octave Chanute, Samuel Langley ve Otto Lilienthal’in yaptığı deneyler ve çalışmalardan yardım aldıkları, uçurtmalar, planörler ve kuşları deneylerinde  kullandıkları görülmektedir. Hatta deneyleri için kendi rüzgar tünellerini inşa etmişlerdir. Mükemmel sonuçları yakalayana kadar yüzlerce deney yapmışlar, sonuçları havacılığın öncüsü olarak kabul edilen Octave Chanute ile paylaşarak onun tavsiyelerini almışlardır.

Uçağın hikayesi eski yunan ve hindu hikayelerinde hayvan ve arabaların etrafında uçan adamlardan bahsedilmektedir. M.Ö. 400 yılında Yunan filozof, matematikçi ve mimarların buhar ile çalışan ve 600 metre yüksekliğe kadar çıkan uçan bir alet yaptığına dair raporlar vardır. Bu raporlar tam olarak doğrulanamadığı için Wright kardeşler motorlu uçağın ilk mucitleri olarak tarihe geçmiştir.

Her ne kadar ilk motorlu uçağı icat edenler Wright kardeşler olsa da uçak ile ilgili daha eski çalışmalara bir göz atmakta fayda vardır.

Kayıtlar 11. yy da yaşamış Eilmer adlı bir keşişin planör denemeleri yaptığını göstermektedir. Uçma denemeleri yapan bir başka isim ise Şair Abbastır. Kuşların uçma kodeksi ve uçak tasarımları ile Leonardo Da Vinci de uçağın tarihinde yer almaktadır.17. yy da  Hezarfen Ahmet Çelebi kanat takarak yaptığı başarılı uçma denemesi ile tarihe geçmiştir. 18. yy da Francoise Pilatre de Rozier’in bir balon üzerinde uçma denemeleri yapmıştır.

John Montgomery adlı Amerikalı bir bilim adamı 1883 yılında kontrollü bir planör yapmayı başarmıştır. Herhangi bir itici gücü yani motoru olmayan tüm denemeler ve çalışmalar  Wright kardeşlere yön göstermiştir.

1903 yılında bir Fransada bulunan Uluslararası Havacılık Federasyonu (Fédération Internationale Aéronautique) tarafından Wright kardeşlerin uçağı sürekli olarak uçabilen ilk uçak olarak kabul edilmiştir. 2 yıl sonra 1905 yılında Wright kardeşler daha fazla kontrol imkanı olan ve daha istikrarlı olarak uçan Wright Flyer III adını verdikleri uçağı yaptılar.

1. Dünya Savaşı ve Sonrası

1914 yılında dünya savaşı uçağın hızlı gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır. Uçak artık bir savaş aleti halini almış ve savaş silahı olarak potansiyelini göstermiştir. Özellikle Almanlar ve müttefikleri savaş silahı olarak uçağı oldukça etkili kullanmışlardır.

Savaşın bitimi ile birlikte uçaktaki gelişim hem askeri hem de ticari alanlarda hızla devam etmiştir. 1919 yılında Atlantik Okyanusunu geçen ilk uçak yolculuğu yapılmıştır. Aynı yıl Amerika’dan Kanada’ya ticari bir uçuş gerçekleştirilmiştir. 1930 yılında uçaklarda kullanılan jet motoru icat edilmiş 2. Dünya savaşına kadar çok hızlı bir gelişim göstermiştir. 2. dünya savaşında Jet motorlu uçaklar önemli yer tutmuşlardır.

1947 yılında Chuck Yeager X-1 adlı uçak ile ses duvarını aşarak uçak teknolojilerinde bir çığır açmıştır. 1952 yılında jet motorlar yolcu taşımada ve ticari uçaklarda kullanılmaya başlanmıştır. 1960 yılından sonra jet motor tüm dünyaya yaygınlaşmıştır. Uçağın icadı ve devam eden tarihsel gelişimi insan oğlunun seyahat tarzını değiştirmiştir. Gelişmiş ülkelerde uçak ile seyahat etmek hayatın ayrılmaz bir parçası halini almıştır.

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi ve Çay Kültürleri 0 63

En çok çay içen ülke hangisi? Peki ya kimin çay kültürü daha eskiye dayanıyor? Bir çok ülkede kahve ve çay sevme oranları değişiklik gösterir. Ama araştırmalar gösteriyor ki, insanların büyük bir çoğunluğu kahve içmeyi daha çok seviyor. Çay ise çok daha özel bir kültürün parçası. Çay tüketiminin fazla olduğu toplumlar, genellikle toplumsal alışkanlıklar sebebiyle daha fazla çay içiyor. Örneğin Türkiye, İrlanda ve Birleşik Krallık gibi örneklerde çay sevgisi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Peki eğer “Dünyanın en fazla çay tüketen ülkeleri hangileridir?” diye sormuş olsaydık cevap ne olurdu? Bu konuya bir de istatistiksel olarak bakalım.

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi


10. Japonya – Kişi başı 0,97 KG.

Japonya’nın çay sevgisi hiç yabana atılacak cinsten değil. Ne demiştik? Çay sevgisi bir kültürdür. Japon kültürüne bakarsak 12.yüzyıldan bu yana çay tükettiklerini ve bunu bir ritüel haline getirdiklerini söyleyebiliriz. 12.yüzyıldan önce ise çayı içmek yerine değerli bir ilaç olarak kullandıklarını biliyoruz.

9. Polonya – Kişi başı 1 KG.

Polonya’da hem kahve hem de çay tüketimi oldukça yüksek. Bazı kaynaklara göre Polonya’lıların çay tüketimi alışkanlığı Türklerden kazanılmış. Moğol zamanlarında eski Türk kavimleri ile kültürel temas sonucuyla hem çay içme alışkanlığı hem de dil ve kültür anlamında bazı özelliklerin Polonya halkına aktarıldığı düşünülmekte.

8. Mısır – Kişi başı 1,01 KG.

1500’lü yıllardan beri Mısır’da yaygın olan çay tüketme kültürü, kendine has özellikler sergilemektedir. İki farklı şekilde demlenebilen Mısır Çayı, kupa veya fincanda servis edilmez. Onun yerine uzun bardaklarda servis edilir.

7. Yeni Zelanda – Kişi başı 1,19 KG.

Nispeten yeni bir ülke ve coğrafya olan Yeni Zelanda’da halk, bol bol çay tüketiyor. Yöreye özgü bir çay bitkisine sahip olan Yeni

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi
Bangladeş’te çay toplayan çiftçiler – Foto: bangladeshus.com

Zelanda’lıların Dünyaya çay ihraç ettikleri büyük bir çay firması da mevcut.

6. Fas – Kişi başı 1,22 KG.

Yeşil Çay ve Nane’yi karıştırıp servis eden Fas’lılar, çaylarını sadece Fas’ta değil, Afrika kıtasının tamamında üne kavuşturmuş. Çay servis edilmeden önce bardağa nane koyulup sıcak su ekleniyor ve kısa bir süre bekletilip Nane kokusunun bardağın her yerine sinmesi sağlanıyor. Ardından nanenin etkisiyle yeşil olan suya demli çay eklenerek Fas Çayı elde edilmiş oluyor.

5. Rusya – Kişi başı 1,38 KG.

Rus Çayı sıcak veya soğuk olarak servis edilebiliyor. 17.yüzyılda bir Moğol hükümdarının Rus çarına çay hediye etmesiyle başlayan ve ardından Rus halkı arasında yaygın bir şekilde tüketilmeye başlayan çay, günümüzde Rusları bu listenin 5.sırasına getirmiştir.

4. İran – Kişi başı 1,50 KG.

Siyah çayı daha çok tüketen İran halkına da yine bir çok ülke gibi ilk çay Çin’den gitmiş. İpek Yolu sayesinde Çin ile ticari ilişkileri güçlü olan İran, ilk çayı Çin’den ithal etmiştir. Çay kültürü, İran’da önemli bir yere sahiptir. Gittiğiniz her yerde çay ikram edilirse şaşırmayın.

3. Birleşik Krallık – Kişi başı 1.94 KG.

İngiltere’de yaşanan iç savaştan sonra monarşinin geri gelmesiyle birlikte kral olan 2.Charles, 1662 yılında Portekiz Kralının kızı Catherine ile evlenmiştir. Catherine Portekiz’den gelirken çeyizinde bir miktar çay da getirmiştir. O zamanlar çayı üreten Çinlilerle sıkı ticari ilişkileri olan Portekiz’de de çay yaygınlaşmaya başlamıştı. Charles ile evlenip İngiltere, İskoçya ve İrlanda kraliçesi olan Catherine sayesinde Birleşik Krallık’ın tamamında çay tüketimi yaygınlaşmıştır. Günümüzde kullanılan “5 çayı” cümlesi de İngilizlere aittir. Çayın dünyada yaygınlaşmasının en temel sebeplerinden biri İngilizler’in çay tüketimidir.

2. İrlanda – Kişi başı 2.19 KG.

Listenin 2.sırasında bulunan İrlanda’da bir kişi yılda 2 kilodan fazla çay tüketmektedir. Birleşik Krallık Kraliçesi Catherine sayesinde yaygınlaşan ve yüzlerce yıldır bir kültür haline gelen çay tüketimi İrlanda’da oldukça fazladır. İngilizler gibi genellikle siyah çaya süt ekleyerek servis ederler.

1. Türkiye – Kişi başı 3.16 KG.

Dünyanın açık ara en çok çay tüketen toplumu Türkler listemizin 1.sırasında. Bir kişi yılda ortalama tam 3 kilodan fazla çay tüketmektedir. Çayın Türkiye’de bir kültür haline dönüşmesinin çok eskilere dayandığını zannedebilirsiniz, fakat tam olarak öyle değil. Hatta çay kültürü Osmanlı’da bile yoktu. Bu kültürün oturmasını ve çayın bu denli yaygınlaşmasını sağlayan kişi ise Atatürk’tü. Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra Gürcistan’dan tonlarca çay tohumu getirtip Rize’ye ekilmesini sağlayan yasa sayesinde çok kısa sürede çay kültürü yayılmış. Çayın kahveden daha ucuza mal edilmesinin de bunda etkisi büyüktür.

Diğer içeriklerimize göz atabilirsiniz:

Dünyanın En Garip ve İnanılmaz 5 Okyanus Fenomeni:
https://www.dunyayikesfet.net/dunyanin-en-garip-ve-inanilmaz-5-okyanus-fenomeni/

1895 Yılında Fast Food’u Ortaya Çıkaran Makina: Otomat
https://www.dunyayikesfet.net/1895-yilinda-fast-foodu-ortaya-cikaran-makina-otomat/


Kaynaklar:

1. https://www.worldatlas.com/articles/top-10-tea-loving-countries-in-the-world.html
2. https://yemek.com/cayin-tarihcesi/
3. https://en.wikipedia.org/wiki/Tea_in_the_United_Kingdom
4. https://theculturetrip.com/europe/russia/articles/everything-you-need-to-know-about-russian-tea-ceremonies/

1895 Yılında Fast Food’u Ortaya Çıkaran Makina: Otomat 0 134

İcat Puanı

8.8 out of 10
Otomat'ın Artıları Sanayileşen ve daha çok otomatikleşen yeni Dünya'daki bu devrimi ateşleyen önemli makinelerden biri olması. Otomat'ın Eksileri Otomatlar yüzünden insanların daha fazla işsizlik yaşaması.

Otomatlar günümüzde dünyanın her yerinde kullanılan birer makine haline geldi. Ama bundan çok daha öncesi var. Otomat makinalarının kullanımı modern otomobillerin bile öncesine dayanıyor. 1 asırdan daha uzun süredir kullanılan otomatlar, aynı zamanda “fast food” kültürünün de oluşmasına zemin hazırladı. İlk hızlı yemek ve içecekler makinalarla birlikte insanlara sunuldu ve çok hızlı bir şekilde benimsendi. Garson olmadan, beklemeden ve aynı anda çok sipariş seçeneğiyle müthiş bir buluş. Bugünkü konumuz: Otomatlar ve Fast Food’un ortaya çıkışı!

İlk Otomat Almanya’da

İlk kez 1895 yılında Berlin’de bir hayvanat bahçesinin yemek salonu kısmında görülen otomat (Automat), Quisisana adlı bir markaya aitti ve ilk haftada tam 5400 sandviç, 9000 bardak şarap ve 22000 kahve satarak başarısını kısa sürede kanıtladı. Ünü kısa sürede yayılan bu otomatlardan biri hemen Amerika Birleşik Devletlerinin Philadelphia eyaletinde bir restoran tarafından kullanılmaya başladı. 1902 yılında Joseph Horn ve Frank Hardart adlı restoran sahipleri, ilk otomat makinalarını kullanıma açtılar. Zaten 1888 yılından beri ucuz kahve ve hızlı yemek satışı gerçekleştiren restoran, ülkedeki ilk otomat ile birlikte kısa sürede ün yaptı.

Foto: ic.pics.livejournal.com

1912 yılında New York’ta bulunan Times Meydanında bir şube açan Horn ve Hardart, otomatlarını “yeni nesil öğle yemeği” olarak adlandırdılar ve New York’ta bulunan beyaz yakalıları öğle yemeklerinde restoranlarına toplamayı başardılar. Hatta kısa sürede o kadar ün yaptılar ki, Audrey Hepburn bile yemek yemek için otomatlarını tercih etmişti.

1950’lere gelindiğinde Horn ve Hardart‘ın sadece New York’ta bile 100’den fazla restoranı vardı. O tarihlerde dünyanın en büyük restoran zincirine sahip oldular. Ve bunu başarmalarını sağlayan tek bir icat vardı, o da Alman harikası Otomat Makinası!

Fast Food’a Giden Hızlı Yol

Peki bu otomatlar neler yapabiliyordu? Sadece bir kahve ve bir sandviç vermekten ibaret miydi? Tabi ki hayır. Sıcak, soğuk mezeler, sıcak ana yemekler, tatlılar, sıcak ve soğuk içecekler, patates püreleri, salatalar, kısacası aklınızın alabildiği her türlü yemek, otomatlar sayesinde tek bir tuş ve bir jeton yardımı ile sıcak veya soğuk bir şekilde elde edilebiliyordu.

Foto: thoughtco.com

Amerika’da bulunan bu otomatlar, satın alırken tamamen otomatik olsa da, talebe yetişmek için mutfak arkada sürekli çalışıyor ve makinadaki yemekleri yeniliyordu. Ancak insanların sevdiği şeylerden biri de, garsonla veya herhangi bir çalışanla diyalog kurmaya gerek kalmadan kısa sürede siparişlerini alıyor olmalarıydı.

Günümüzdeki fast food sisteminin bu denli büyük olmasını otomatlara borçluyuz. İnsanların hayatına hızlı ve hazır yemek kavramını sokan şey tam olarak bu makineydi.

İşçilerin Yerini Makineler Almaya Başladı

İlk otomat makinaları uzunca bir süre tamamen insanlar yardımıyla çalıştı. Sürekli arkadaki ekipler yeni yemekler pişirerek, yemekleri makinalara yerleştirerek ve bulaşık yıkama gibi eylemleri yaparak, makinaların işlemesini sağlamıştır. Ancak New York’taki restoran zinciri beraberinde emek sömürüsünü de getirmişti. İşçiler asgari ücretin çok daha altında ücretlere çalıştırılmaya başlanmıştı. Otomatların işlerini kolaylaştırdığı gerekçesiyle ücretleri düşürülen işçiler çareyi 1952 yılında Horn ve Hardart’a karşı bir grev başlatmakta buldular. Horn ve Hardart ise talebi karşılamak için çareyi kahve fiyatlarını yükseltmekte buldu.

Foto: allthatsinteresting.com / Andreas Feininger / The LIFE Picture Collection via Getty Images

Hardart Gider, McDonald’s Gelir

1910’lu yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa’da yükselen otomat makinaları sebebiyle geleceğin yemek sektörü otomat makinalarıymış gibi görünüyordu. Fakat 1960’lara gelindiğinde popülerliği azalan ve demode olarak nitelendirilmeye başlanan otomatlar, yalnızca restoranlarda kullanıldığı ve orada yenmek zorunda oldukları için insanlar tarafından tercih edilmemeye başlandı. Özellikle 60’larda restoranlarda yemek yerine yemeklerini alıp dışarıda veya evde yeme alışkanlığı edinen insanlar, otomatların sonunu getirmiş oldu.

Foto: oilcity.news

Hızlı satılabilen ve taşınabilen yemek satmak isteyen restoranlar, çareyi hamburger satmakta bulmuştu. İşte tam o noktada Horn ve Hardart kültürü yerini McDonald’s ‘a bıraktı. 50’li yıllarda atağa geçen McDonald’s, 10 yıl içinde yüzlerce şubeye ulaştı. Ardından 54 yılında Burger King kuruldu ve günümüze kadar gelen fast food kültürü böylelikle oluşmaya başladı. 1990’larda son restoranını da kapatan Horn ve Hardart, fast food’u dünyaya alıştıran restoranlardan biri olarak hafızalarda kaldı.


Dünyayı Keşfet tarafından hazırlanmıştır. Link vererek yayınlamak serbesttir.

Kaynakça:
1. https://allthatsinteresting.com/automat
2. https://www.messynessychic.com/2017/08/04/oh-to-have-eaten-at-the-automat-just-once/
3. https://en.wikipedia.org/wiki/Quisisana
4. https://en.wikipedia.org/wiki/Automat
5. https://www.thoughtco.com/the-rise-and-fall-of-the-automat-4152992

Popüler Başlıklar