İnsanların Sebep Olduğu Dünyanın En Büyük 5 Felaketi 0 126

İnsanlar binlerce yıldır dünya üzerinde yaşamaktadır ve dünyanın yapısı gereği zaman zaman doğal afetler ve çevresel felaketler yaşanabilmektedir. Yangın, deprem, tsunami, toprak kaymaları, kasırgalar gibi doğal afetler yaşanırken insanlık aynı zamanda bu afetlerle yaşamayı öğrenmektedir. Bu afetler çoğunlukla doğal dengeden kaynaklanan afetlerdir. Peki ya doğal olmayan afetler?

Bugüne kadar insanların kendi sebep olduğu bazı afetler de yaşanmıştır. Bu afetler çoğu zaman küçük çapta hasarlara sebep olsa da, sebep olduğumuz bazı afetler neredeyse tüm dünyayı etkileyecek seviyeye ulaşıp binlerce kişinin ölümüne neden olmuştur. Bugünkü listemizde size insanların sebep olduğu Dünyanın en büyük 5 felaketini anlatacağız.

5. Büyük Londra Dumanı – 1952

Büyük sis, büyük duman veya öldüren sis olarak adlandırılan bu felaket, Birleşik Krallığın başkenti Londra’da ortaya çıkmış ve 10 gün içinde 4000 kişinin ölümüne ve 100.000’den fazla kişinin hastalanmasına sebep olmuştur. Aslında 1952 yılına gelene kadar her şey yolunda gözüküyordu. Fakat 1952 kışına gelindiğinde sert geçen kış ile birlikte Londra’lıların kömür kullanımı aşırı yükselmişti. Elektrikli tramvaylar yerine benzin ve mazotla çalışan motorlu otobüsler de bu yıl kullanılmaya başlamıştı. Zaten Londra’da mevcut olan hava kirliliği bir kaç ay içinde katlanarak artmış ve şehri felaketin eşiğine getirmişti. Bu aşırı kirlilik sebebiyle şehre bir kaç gün içinde yoğun bir sis çökmüş ve 10 gün boyunca dağılmamıştır. Hatta o günleri yaşayan bazı tanıklar, yürürken sadece ayaklarını görebildiğini, görüş mesafesinin neredeyse 1 metreye kadar düştüğünü ifade etmiştir.

Bu yoğun sis ile birlikte ilk gün Londra hastanelerine binlerce kişi nefes darlığı ve çeşitli sebeplerle başvuruda bulunmuş, bunlardan 150’ye yakını hayatını kaybetmiştir. İkinci gün daha da yoğunlaşan sis tabakası tam 500’den fazla kişinin ölmesine sebep olmuştur. Sonraki günlerde solunum problemleri yaşayan binlerce kişi daha hayatını kaybetmiş fakat raporlara zehirli sisten dolayı öldüğü yazılmamıştır. Kronik rahatsızlığı olan Londra’lılarla birlikte toplam ölümün 12.000’den fazla olduğu tahmin ediliyor.

4. Aral Denizi Felaketi

Foto: Vikipedi

1960’lı yıllarda dünyanın en büyük dördüncü gölü olan ve tüm dünyada “deniz” olarak adlandırılan Aral Denizi, yürütülen yanlış politikalar sonucunda çok fazla küçülerek büyük bir kısmını kaybetmiştir. Özbekistan ve Kazakistan arasında büyük bir deniz olan Aral’ı besleyen nehir sularının yönü 60’lı yıllarda değiştirilmeye başlanmıştır. Bu sorumsuz müdahaleler sonucunda denizin yüzde 90’ı haritadan silinmiş ve kurumuştur. Şimdilerde Özbekler ve Kazaklar denizi eski haline getirmeye çalışsa da, etkili bir sonuç alamamaktadırlar. 50 yıl önce büyük gemilerin bulunduğu, balıkçılığın temel geçim kaynaklarından biri olan denizin çevresi, şu anda yerini kurak bir iklime bırakmıştır.

Denizin kurumasıyla iklim ve doğal denge bozularak antilop gibi hayvanların bölgedeki neslinin tükenmesine sebep olmuştur. Felaket bununla da kalmayıp, bölge halkının sağlığını geri dönülemez şekilde etkilemiştir. Kullanılan tarım ilaçları gibi kimyasal maddelerin deniz kuruyunca doğrudan havaya karışması sonucu bölge halkında bir çok sağlık problemi görülmüştür. Yüksek kanser oranı, solunum yolu hastalıkları ve bulaşıcı hastalıklara maruz kalan halkın çoğunluğu bölgeyi terk etmiştir.

3. Piper Alpha Felaketi – 1988

Foto: karasgriggs.com

6 Temmuz 1988 saat 22:00. Yer: Kuzey Denizi, İskoçya. Günde yaklaşık 300 bin varil petrol üreten deniz üstü petrol platformu Piper Alpha aniden patlayarak yanmaya başladı. Ani patlamanın etkisiyle o an orada bulunan 228 kişiden 167’si hayatını kaybetti. Kalan işçiler de şokla denize atlayarak kurtuldu. İfadelerde yer alan bilgilere göre ana patlamadan sonra ikinci bir patlama gerçekleşmiş ve bu patlamayla birlikte petrol platformunun bir kısmı çökmüştür. Patlamanın insan hatasından kaynaklandığı düşünülmekte ve arızalı bir mekaniğin kullanımı sonucunda olduğu zannedilmektedir. Denizin üzerinde gerçekleşen bu büyük yangın tam 3 haftada söndürülebilmiştir.

2. Bhopal Felaketi – 1984

Foto: Socialketchup.in

3 Aralık 1984 gecesi Hindistan’da meydana gelen ve dünyanın en büyük endüstriyel felaketi olarak kabul edilen Bhopal Felaketi sonucunda 8000’den fazla insan hayatını kaybetmiş, 500 binden fazla insan da yaralanmış, hastalanmış veya sakat kalmıştır. Geniş zamana yayılarak Çernobil felaketinden daha fazla hasara sebep olduğu düşünülmektedir. ABD merkezli bir böcek ilacı firması olan Union Carbide fabrikasından 3 Aralık gece yarısı saat 1 civarında şehre 40 ton zehirli metil isosiyanat gazı salınımı yapılmıştır. Bu felaketin sonucunda toplamda 1 milyondan fazla insan bu felaketten etkilenmiştir. Yoğun sis tabakası oluşturan gaz, şehirde yaşayan ve özellikle de çoğu kapısız penceresiz evlere sahip fakir halkın üzerine çökerek zehirlenmelere ve solunum rahatsızlıklarına sebep olmuştur. Doğrudan hayatını kaybeden 8000’den fazla insanın gözleri ve ağızları yanmış, can çekişerek bulundukları yerde ölmüşlerdir.

Zehirli gazın hemen terk etmediği bölgede, 3 haftanın sonunda 20 bini aşkın insanın öldüğü tahmin edilmektedir. Olayın yıllar sonra “Çernobil’den bile feci” olarak nitelendirilmesinin sebepleri ise günümüzde hala engelli doğumların gerçekleşmesi ve 2004 yılında yapılan son ölçümlerde bile normalin 6 katı zehirli toprak yapısını korumasıydı. Bu kazaya kimin nasıl sebep olduğu günümüzde de belli değildir. Ancak kazanın gerçekleştiği Union fabrikasının açıldığı zaman yetersiz teknolojiyle açıldığı kanıtlanmıştır. Kazadan bir kaç yıl sonra açılan dava sonucu firma Hindistan hükümetine 470 milyon dolar ödemiştir. Yani kazadan etkilenen her bir kişi için yalnızca 400 dolar! 2013 yılında Bhopal isimli bir filmle beyaz perdeye aktarılmıştır.

1. Çernobil Felaketi

Foto: Wired.com

26 Nisan 1986’da Çernobil Nükleer Santralinde bulunan işçiler, 4 numaralı reaktörde rutin bir sistem testi başlattı. Felaketler zincirini başlatan olay da bu sistem testiyle başlamış oldu. Ukrayna’nın başkenti Kiev’e yakın bir bölgede bulunan Pripyat’ta bulunan santralde, testin başlamasıyla bir patlama gerçekleşti. Kazanın ardından 31 kişi olay yerinde hayatını kaybetti fakat asıl tehlike bu andan sonra başladı. Çıkan yangın ile reaktör tahrip olmuş ve radyasyon salınımı başlamıştır.

Bu radyasyon sebebiyle felaketin yakınında bulunan Pripyat şehri tamamen boşaltılmasına rağmen binlerce insan radyasyona bağlı sebeplerden dolayı hayatını kaybetmiş veya sakat kalmıştır. Sorumsuz yöneticilerden dolayı olaydan tam 2 gün sonra duyurulan felaketi ilk farkeden İsveç’te bir enstitü olmuştur. Radyasyon ölçüm cihazları yüksek radyasyon sebebiyle bozulan enstitü çalışanları, patlamanın Ukrayna Çernobil santralinde meydana gelmiş olabileceğini düşünerek araştırma heyeti göndermiştir. Olaydan 2 gün sonra Ukrayna olayı daha fazla gizleyemeyip patlamayı duyurmuştur. Santralde çıkan yangını söndürmek için binlerce kişi görevlendirilmesine rağmen, radyasyon o kadar yüksek seviyededir ki ilk giren itfaiye çalışanları yüksek radyasyon sebebiyle hayatını kaybetmişlerdir. Sonraki günlerde yangını bir türlü söndüremeyen ekipler, enkazın üzerine 5000 ton kum, kil, bor, kurşun ve dolomit dökmüşlerdir. Yine de çıkan radyasyon tam olarak önlemediği için hızla dünyanın her bölgesine yayılmıştır.

Foto: historycollection.co

Kaza sonrası dönemde, kurtarma çalışmalarına katılan işçilerin çoğu ya ölmüş, ya sakat kalmış ya da intihar etmiştir. Radyasyonun etkileri sebebiyle kaza yerine yaklaşık 2000 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen Türkiye’de bile yüzlerce insan kansere yakalanmıştır. Günümüzde kazanın yaşandığı bölgede radyasyon seviyeleri normal düzeye yaklaşsa da, santralin yakın çevresinde yüksek düzeyde seyretmektedir. Kazanın üzerinden 34 yıl geçmesine rağmen Çernobil bölgesi kapalıdır. Ancak son yıllarda tehlikenin azaldığı düşünülerek yalnızca kısa süreli ziyaretlere izin verilmektedir.

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Covid-19 Gripten 20 Kat Daha Fazla Ölüme Sebep Oluyor 0 24

Yeni tip “coronavirüs” (Covid-19), yalnızca “başka bir çeşit grip”ten ibaret değil.

Harvard Tıp Okulu ve Emory Üniversitesinden bazı yazarlar, yaptıkları araştırmaları kamuoyuyla paylaştı. Bu araştırmaların sonuçlarının oldukça dikkat çekici olduğunu söyleyen araştırmacılar, Covid-19’un aslında yalnızca masum bir grip virüsü çeşidi olmadığını ortaya koyuyor.

Grip ve Covid-19’un karşılaştırıldığı testler sonucunda grip virüsünün Amerika’da Ekim 2019 ile Nisan 2020 arasında 62.000 ölümle sonuçlandığını, Covid-19 virüsünün yol açtığı pandeminin ise sadece 1 Mayıs – 14 Mayıs arasındaki iki haftalık süreçte (Johns Hopkins Üniversitesi verilerine göre) 82.000 ölümle sonuçlandığını göstermiş. Ancak yetkililere göre bu denli sonuçlara varabilmek için henüz erken. Zira hastalığın ani gelişimi, halk arasında yarattığı panik ve tıbbi cihazların yetersiz kalması gibi etmenler, doğrudan virüsün ölümcüllüğü ile alakası olan etmenler değil.

Foto: cnn.com

Kıyas yaparken ortaya çıkan bir diğer sorun da, ABD’deki grip vakalarının istatistiklerinin tam olarak bilinemiyor olması. Tüm eyaletlerde bulunan binlerce hastaneden ve sağlık merkezlerinden alınan yetersiz verilerle yapılan araştırmaların sonuçlarına göre ise Covid-19, gripten en az 20 kat daha ölümcül. Özellikle Nisan ayı sonunda ve Mayıs ayının ilk iki haftasında bildirilen ölüm vakaları da bunu destekliyor.

Gribi Hafife Almayın

Ayrıca araştırmacılar bir konuda da tüm dünyayı uyarıyor; Covid-19’un ölümcüllüğünden dolayı Grip virüsünü sakın hafife almayın. Covid-19 kadar tehlikeli olmasa da bazı koşullarda grip de covid kadar ölümcül olabiliyor. Ama şunu belirtmekte fayda var, Covid-19 Sars tipi bir virüsken, Grip mevsimsel influenza türü bir virüstür. Yani iki virüsü eşit şartlarda kıyaslamak ne yazık ki mümkün değil. Elmayla armutu kıyaslayarak tam anlamıyla doğru sonuçları elde edemeyiz.

ABD’de ise bugüne kadar toplam 1,53 milyon kişi enfekte olmuş durumda ve bunlardan 92.000’i hayatını kaybetmiş. Dünya çapında ise 4.9 milyon vaka ve 325.000 ölüm bildirildi. Yani Dünya çapındaki genel tabloya bakılırsa ABD, virüsü en ağır şekilde geçiren ülke. Ancak buna rağmen ülkedeki bazı siyasetçiler bir an önce hayatın normale dönmesini istiyor.

Dünyanın diğer ülkelerinde ise normale dönme çalışmaları devam ediyor. Virüsü hafif atlatan bazı ülkeler yavaş yavaş normale dönmeye başladı ve Almanya gibi virüs yönetimi başarılı olan ülkeler ise adım adım önlemleri gevşetiyor.

Orjinal yayın: Dünyayı Keşfet


Kaynaklar:
1. https://jamanetwork.com/journals/jamainternalmedicine/fullarticle/2766121
2. https://www.worldometers.info/coronavirus/country/us/
3. https://www.livescience.com/covid-19-deaths-vs-flu-deaths.html
4. https://www.livescience.com/coronavirus-updates-united-states.html

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi ve Çay Kültürleri 0 68

En çok çay içen ülke hangisi? Peki ya kimin çay kültürü daha eskiye dayanıyor? Bir çok ülkede kahve ve çay sevme oranları değişiklik gösterir. Ama araştırmalar gösteriyor ki, insanların büyük bir çoğunluğu kahve içmeyi daha çok seviyor. Çay ise çok daha özel bir kültürün parçası. Çay tüketiminin fazla olduğu toplumlar, genellikle toplumsal alışkanlıklar sebebiyle daha fazla çay içiyor. Örneğin Türkiye, İrlanda ve Birleşik Krallık gibi örneklerde çay sevgisi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Peki eğer “Dünyanın en fazla çay tüketen ülkeleri hangileridir?” diye sormuş olsaydık cevap ne olurdu? Bu konuya bir de istatistiksel olarak bakalım.

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi


10. Japonya – Kişi başı 0,97 KG.

Japonya’nın çay sevgisi hiç yabana atılacak cinsten değil. Ne demiştik? Çay sevgisi bir kültürdür. Japon kültürüne bakarsak 12.yüzyıldan bu yana çay tükettiklerini ve bunu bir ritüel haline getirdiklerini söyleyebiliriz. 12.yüzyıldan önce ise çayı içmek yerine değerli bir ilaç olarak kullandıklarını biliyoruz.

9. Polonya – Kişi başı 1 KG.

Polonya’da hem kahve hem de çay tüketimi oldukça yüksek. Bazı kaynaklara göre Polonya’lıların çay tüketimi alışkanlığı Türklerden kazanılmış. Moğol zamanlarında eski Türk kavimleri ile kültürel temas sonucuyla hem çay içme alışkanlığı hem de dil ve kültür anlamında bazı özelliklerin Polonya halkına aktarıldığı düşünülmekte.

8. Mısır – Kişi başı 1,01 KG.

1500’lü yıllardan beri Mısır’da yaygın olan çay tüketme kültürü, kendine has özellikler sergilemektedir. İki farklı şekilde demlenebilen Mısır Çayı, kupa veya fincanda servis edilmez. Onun yerine uzun bardaklarda servis edilir.

7. Yeni Zelanda – Kişi başı 1,19 KG.

Nispeten yeni bir ülke ve coğrafya olan Yeni Zelanda’da halk, bol bol çay tüketiyor. Yöreye özgü bir çay bitkisine sahip olan Yeni

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi
Bangladeş’te çay toplayan çiftçiler – Foto: bangladeshus.com

Zelanda’lıların Dünyaya çay ihraç ettikleri büyük bir çay firması da mevcut.

6. Fas – Kişi başı 1,22 KG.

Yeşil Çay ve Nane’yi karıştırıp servis eden Fas’lılar, çaylarını sadece Fas’ta değil, Afrika kıtasının tamamında üne kavuşturmuş. Çay servis edilmeden önce bardağa nane koyulup sıcak su ekleniyor ve kısa bir süre bekletilip Nane kokusunun bardağın her yerine sinmesi sağlanıyor. Ardından nanenin etkisiyle yeşil olan suya demli çay eklenerek Fas Çayı elde edilmiş oluyor.

5. Rusya – Kişi başı 1,38 KG.

Rus Çayı sıcak veya soğuk olarak servis edilebiliyor. 17.yüzyılda bir Moğol hükümdarının Rus çarına çay hediye etmesiyle başlayan ve ardından Rus halkı arasında yaygın bir şekilde tüketilmeye başlayan çay, günümüzde Rusları bu listenin 5.sırasına getirmiştir.

4. İran – Kişi başı 1,50 KG.

Siyah çayı daha çok tüketen İran halkına da yine bir çok ülke gibi ilk çay Çin’den gitmiş. İpek Yolu sayesinde Çin ile ticari ilişkileri güçlü olan İran, ilk çayı Çin’den ithal etmiştir. Çay kültürü, İran’da önemli bir yere sahiptir. Gittiğiniz her yerde çay ikram edilirse şaşırmayın.

3. Birleşik Krallık – Kişi başı 1.94 KG.

İngiltere’de yaşanan iç savaştan sonra monarşinin geri gelmesiyle birlikte kral olan 2.Charles, 1662 yılında Portekiz Kralının kızı Catherine ile evlenmiştir. Catherine Portekiz’den gelirken çeyizinde bir miktar çay da getirmiştir. O zamanlar çayı üreten Çinlilerle sıkı ticari ilişkileri olan Portekiz’de de çay yaygınlaşmaya başlamıştı. Charles ile evlenip İngiltere, İskoçya ve İrlanda kraliçesi olan Catherine sayesinde Birleşik Krallık’ın tamamında çay tüketimi yaygınlaşmıştır. Günümüzde kullanılan “5 çayı” cümlesi de İngilizlere aittir. Çayın dünyada yaygınlaşmasının en temel sebeplerinden biri İngilizler’in çay tüketimidir.

2. İrlanda – Kişi başı 2.19 KG.

Listenin 2.sırasında bulunan İrlanda’da bir kişi yılda 2 kilodan fazla çay tüketmektedir. Birleşik Krallık Kraliçesi Catherine sayesinde yaygınlaşan ve yüzlerce yıldır bir kültür haline gelen çay tüketimi İrlanda’da oldukça fazladır. İngilizler gibi genellikle siyah çaya süt ekleyerek servis ederler.

1. Türkiye – Kişi başı 3.16 KG.

Dünyanın açık ara en çok çay tüketen toplumu Türkler listemizin 1.sırasında. Bir kişi yılda ortalama tam 3 kilodan fazla çay tüketmektedir. Çayın Türkiye’de bir kültür haline dönüşmesinin çok eskilere dayandığını zannedebilirsiniz, fakat tam olarak öyle değil. Hatta çay kültürü Osmanlı’da bile yoktu. Bu kültürün oturmasını ve çayın bu denli yaygınlaşmasını sağlayan kişi ise Atatürk’tü. Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra Gürcistan’dan tonlarca çay tohumu getirtip Rize’ye ekilmesini sağlayan yasa sayesinde çok kısa sürede çay kültürü yayılmış. Çayın kahveden daha ucuza mal edilmesinin de bunda etkisi büyüktür.

Diğer içeriklerimize göz atabilirsiniz:

Dünyanın En Garip ve İnanılmaz 5 Okyanus Fenomeni:
https://www.dunyayikesfet.net/dunyanin-en-garip-ve-inanilmaz-5-okyanus-fenomeni/

1895 Yılında Fast Food’u Ortaya Çıkaran Makina: Otomat
https://www.dunyayikesfet.net/1895-yilinda-fast-foodu-ortaya-cikaran-makina-otomat/


Kaynaklar:

1. https://www.worldatlas.com/articles/top-10-tea-loving-countries-in-the-world.html
2. https://yemek.com/cayin-tarihcesi/
3. https://en.wikipedia.org/wiki/Tea_in_the_United_Kingdom
4. https://theculturetrip.com/europe/russia/articles/everything-you-need-to-know-about-russian-tea-ceremonies/

Popüler Başlıklar