Everest’e İz Bırakan Türk Dağcı: Tunç Fındık 0 549

Everest’e İz Bırakan Türk Dağcı: Tunç Fındık 0 550

Everest, “Tanrıların Tahtı”… Dünyanın çatısı olan Himalaya dağ silsilesinin 8850 metrelik en yüksek noktası Everest tepesine tırmanan dağcılar, 2000’li yıllara kadar bir çırpıda sayılabilecek kadar az sayıdaydı. 1953 yılına kadar kimse Everest’in zirvesini göremedi. Ta ki 53’te Edmund Hillary ve yol arkadaşı Tenzing Norgay Everest’e tırmanmaya karar verip bunu başarana kadar.

1953’ten sonraki 50 yıllık dönemde yapılan tırmanma denemelerindeki başarı oranının altıda bir kadar düşük bir oranda olması Everest’in acımasızlığı ve henüz yeni gelişmekte olan insan sağlığı dalındaki bilim kategorisiydi. O dönemde hipotermi ve yüksek irtifa hastalıklarına getirilebilen çözümler de oldukça kısıtlıydı. Bu ve bunun gibi çeşitli sebeplerden dolayı onyıllardır Everest’e çıkıp geri dönemeyen bir çok dağcı oldu.
Son yıllarda bilimin gelişmesi, coğrafyanın daha iyi tanınması ve bölgeyi çok iyi bilen rehberlerin çoğalması sayesinde Everest’e tırmanan dağcıların başarı oranı bir hayli yükseldi. Bunlardan bir tanesi de Everest’e tırmanan ilk Türk olan Ali Nasuh Mahruki‘ydi. 1995 yılında tırmanışı tamamlayan Mahruki, 1996’da son tırmanışıyla Yedi Zirveleri tamamlayan ilk Türk olma ünvanını da aldı.
Tunç Fındık
2001 yılına gelindiğinde ise yeni bir Türk dağcı, Everest’e tırmanma girişiminde bulundu ve başarılı oldu. Tunç Fındık, Everest’e tırmanan ikinci Türk oldu. Aynı zamanda 2007 yılındaki tekrar ve farklı rotadan tırmanmasıyla da farklı bir ünvan daha almış oldu.
Tunç Fındık’ın günlüğünde yazanlar ise Everest’e tırmanma tecrübesinin nasıl bir duygu olduğunu adım adım, saat saat vurgular nitelikte. Bir dağcının neler yaşadığı, nasıl zorluklar çektiği, mutluluk gözyaşları ve ölümü ensesinde hissetmeyi anlatan bu günlükte Tunç Fındık’ın kendi kaleminden Everest’e tırmanışın öyküsünü okuyabilirsiniz. Günlük, Tunç Fındık’ın kendi sitesi tuncfindik.com’da bulunan “Everest (8850m) Nepal – Himalaya 2001” isimli yazıdan, sadece bir kısmı alıntılanmıştır.
“Artık tüm dünya bozbulanık görülüyor, gece bitti bitecek. Himalaya dağlarının çok ötesinde, belki de yüz kilometre uzakta müthiş yüksek, gri kümülonimbüs bulutları kule gibi onbinlerce metreye yükseliyorlar, soluk dağ sabahında şimşekler hala çakıyor.. Sert bir rüzgar başladı, hem de hiç kesintisiz esiyor. Umarım hava bir anda bozmaz.

Everest Tırmanışı
Dikliğinden dolayı insana güven vermeyen ve altındaki Kangshung yüzüne anlatılması güç bir boşlukla düşen çürük sarı kayalıkların üzerinden sarsakça tırmanıyoruz. İp hattında  tek emniyetim olan cumarımı ilerletiyorum ama  pek ağırlık vermemeye çalışıyorum, çünkü hemen hepsi de yıllardır burada bu eski iplerin ve eminim ki çürükler. Kayaların sağında  derin karlı gözüken  geniş  kar alanı tam bir çığ alanı.. Çığ tehlikesi, çürük kayalar, şirret gibi esip insanı sarsan bir rüzgar, ne hoş bir sabah! Saat 04.30  gibi olmalı ki, gün artık tamamen doğdu ve kıpkızıl güneşin topu, Çin işgali altındaki Tibet yaylaları üzerinden bizi selamlıyor.

Oksijen maskesi takmama karşın, tırmanışın yorucu olmaya başladığını hissediyorum. Her  adımda beş altı kez nefesleniyorum, boğazım oksijen maskesinden kaynaklı  kuru havadan dağlandığı için bazen deli gibi öksürüyorum, ne de olsa maske dışardaki soğuk  havayı tüpteki basınçlı oksijenle karıştırarak veriyor.. Yükseklik 8700 metre üzeri olmalı.. Keskin ve dik, sert karlı bir sırt üzerinden çıkıyorum, burada sabit hat ve emniyet  filan da yok. Güvenli gitmek için kazmamı  buza çekmiş kara her seferinde sertçe saplamak, kendimi emniyete almak zorunda kalıyorum, bu da çok çaba harcatıyor. …

Günlük son derece uzun olduğu için yalnızca bir kısmını yayınladık, geri kalanı için “buraya” tıklayıp okumaya devam edebilirsiniz.
Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Covid-19 Gripten 20 Kat Daha Fazla Ölüme Sebep Oluyor 0 24

Yeni tip “coronavirüs” (Covid-19), yalnızca “başka bir çeşit grip”ten ibaret değil.

Harvard Tıp Okulu ve Emory Üniversitesinden bazı yazarlar, yaptıkları araştırmaları kamuoyuyla paylaştı. Bu araştırmaların sonuçlarının oldukça dikkat çekici olduğunu söyleyen araştırmacılar, Covid-19’un aslında yalnızca masum bir grip virüsü çeşidi olmadığını ortaya koyuyor.

Grip ve Covid-19’un karşılaştırıldığı testler sonucunda grip virüsünün Amerika’da Ekim 2019 ile Nisan 2020 arasında 62.000 ölümle sonuçlandığını, Covid-19 virüsünün yol açtığı pandeminin ise sadece 1 Mayıs – 14 Mayıs arasındaki iki haftalık süreçte (Johns Hopkins Üniversitesi verilerine göre) 82.000 ölümle sonuçlandığını göstermiş. Ancak yetkililere göre bu denli sonuçlara varabilmek için henüz erken. Zira hastalığın ani gelişimi, halk arasında yarattığı panik ve tıbbi cihazların yetersiz kalması gibi etmenler, doğrudan virüsün ölümcüllüğü ile alakası olan etmenler değil.

Foto: cnn.com

Kıyas yaparken ortaya çıkan bir diğer sorun da, ABD’deki grip vakalarının istatistiklerinin tam olarak bilinemiyor olması. Tüm eyaletlerde bulunan binlerce hastaneden ve sağlık merkezlerinden alınan yetersiz verilerle yapılan araştırmaların sonuçlarına göre ise Covid-19, gripten en az 20 kat daha ölümcül. Özellikle Nisan ayı sonunda ve Mayıs ayının ilk iki haftasında bildirilen ölüm vakaları da bunu destekliyor.

Gribi Hafife Almayın

Ayrıca araştırmacılar bir konuda da tüm dünyayı uyarıyor; Covid-19’un ölümcüllüğünden dolayı Grip virüsünü sakın hafife almayın. Covid-19 kadar tehlikeli olmasa da bazı koşullarda grip de covid kadar ölümcül olabiliyor. Ama şunu belirtmekte fayda var, Covid-19 Sars tipi bir virüsken, Grip mevsimsel influenza türü bir virüstür. Yani iki virüsü eşit şartlarda kıyaslamak ne yazık ki mümkün değil. Elmayla armutu kıyaslayarak tam anlamıyla doğru sonuçları elde edemeyiz.

ABD’de ise bugüne kadar toplam 1,53 milyon kişi enfekte olmuş durumda ve bunlardan 92.000’i hayatını kaybetmiş. Dünya çapında ise 4.9 milyon vaka ve 325.000 ölüm bildirildi. Yani Dünya çapındaki genel tabloya bakılırsa ABD, virüsü en ağır şekilde geçiren ülke. Ancak buna rağmen ülkedeki bazı siyasetçiler bir an önce hayatın normale dönmesini istiyor.

Dünyanın diğer ülkelerinde ise normale dönme çalışmaları devam ediyor. Virüsü hafif atlatan bazı ülkeler yavaş yavaş normale dönmeye başladı ve Almanya gibi virüs yönetimi başarılı olan ülkeler ise adım adım önlemleri gevşetiyor.

Orjinal yayın: Dünyayı Keşfet


Kaynaklar:
1. https://jamanetwork.com/journals/jamainternalmedicine/fullarticle/2766121
2. https://www.worldometers.info/coronavirus/country/us/
3. https://www.livescience.com/covid-19-deaths-vs-flu-deaths.html
4. https://www.livescience.com/coronavirus-updates-united-states.html

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi ve Çay Kültürleri 0 68

En çok çay içen ülke hangisi? Peki ya kimin çay kültürü daha eskiye dayanıyor? Bir çok ülkede kahve ve çay sevme oranları değişiklik gösterir. Ama araştırmalar gösteriyor ki, insanların büyük bir çoğunluğu kahve içmeyi daha çok seviyor. Çay ise çok daha özel bir kültürün parçası. Çay tüketiminin fazla olduğu toplumlar, genellikle toplumsal alışkanlıklar sebebiyle daha fazla çay içiyor. Örneğin Türkiye, İrlanda ve Birleşik Krallık gibi örneklerde çay sevgisi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Peki eğer “Dünyanın en fazla çay tüketen ülkeleri hangileridir?” diye sormuş olsaydık cevap ne olurdu? Bu konuya bir de istatistiksel olarak bakalım.

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi


10. Japonya – Kişi başı 0,97 KG.

Japonya’nın çay sevgisi hiç yabana atılacak cinsten değil. Ne demiştik? Çay sevgisi bir kültürdür. Japon kültürüne bakarsak 12.yüzyıldan bu yana çay tükettiklerini ve bunu bir ritüel haline getirdiklerini söyleyebiliriz. 12.yüzyıldan önce ise çayı içmek yerine değerli bir ilaç olarak kullandıklarını biliyoruz.

9. Polonya – Kişi başı 1 KG.

Polonya’da hem kahve hem de çay tüketimi oldukça yüksek. Bazı kaynaklara göre Polonya’lıların çay tüketimi alışkanlığı Türklerden kazanılmış. Moğol zamanlarında eski Türk kavimleri ile kültürel temas sonucuyla hem çay içme alışkanlığı hem de dil ve kültür anlamında bazı özelliklerin Polonya halkına aktarıldığı düşünülmekte.

8. Mısır – Kişi başı 1,01 KG.

1500’lü yıllardan beri Mısır’da yaygın olan çay tüketme kültürü, kendine has özellikler sergilemektedir. İki farklı şekilde demlenebilen Mısır Çayı, kupa veya fincanda servis edilmez. Onun yerine uzun bardaklarda servis edilir.

7. Yeni Zelanda – Kişi başı 1,19 KG.

Nispeten yeni bir ülke ve coğrafya olan Yeni Zelanda’da halk, bol bol çay tüketiyor. Yöreye özgü bir çay bitkisine sahip olan Yeni

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi
Bangladeş’te çay toplayan çiftçiler – Foto: bangladeshus.com

Zelanda’lıların Dünyaya çay ihraç ettikleri büyük bir çay firması da mevcut.

6. Fas – Kişi başı 1,22 KG.

Yeşil Çay ve Nane’yi karıştırıp servis eden Fas’lılar, çaylarını sadece Fas’ta değil, Afrika kıtasının tamamında üne kavuşturmuş. Çay servis edilmeden önce bardağa nane koyulup sıcak su ekleniyor ve kısa bir süre bekletilip Nane kokusunun bardağın her yerine sinmesi sağlanıyor. Ardından nanenin etkisiyle yeşil olan suya demli çay eklenerek Fas Çayı elde edilmiş oluyor.

5. Rusya – Kişi başı 1,38 KG.

Rus Çayı sıcak veya soğuk olarak servis edilebiliyor. 17.yüzyılda bir Moğol hükümdarının Rus çarına çay hediye etmesiyle başlayan ve ardından Rus halkı arasında yaygın bir şekilde tüketilmeye başlayan çay, günümüzde Rusları bu listenin 5.sırasına getirmiştir.

4. İran – Kişi başı 1,50 KG.

Siyah çayı daha çok tüketen İran halkına da yine bir çok ülke gibi ilk çay Çin’den gitmiş. İpek Yolu sayesinde Çin ile ticari ilişkileri güçlü olan İran, ilk çayı Çin’den ithal etmiştir. Çay kültürü, İran’da önemli bir yere sahiptir. Gittiğiniz her yerde çay ikram edilirse şaşırmayın.

3. Birleşik Krallık – Kişi başı 1.94 KG.

İngiltere’de yaşanan iç savaştan sonra monarşinin geri gelmesiyle birlikte kral olan 2.Charles, 1662 yılında Portekiz Kralının kızı Catherine ile evlenmiştir. Catherine Portekiz’den gelirken çeyizinde bir miktar çay da getirmiştir. O zamanlar çayı üreten Çinlilerle sıkı ticari ilişkileri olan Portekiz’de de çay yaygınlaşmaya başlamıştı. Charles ile evlenip İngiltere, İskoçya ve İrlanda kraliçesi olan Catherine sayesinde Birleşik Krallık’ın tamamında çay tüketimi yaygınlaşmıştır. Günümüzde kullanılan “5 çayı” cümlesi de İngilizlere aittir. Çayın dünyada yaygınlaşmasının en temel sebeplerinden biri İngilizler’in çay tüketimidir.

2. İrlanda – Kişi başı 2.19 KG.

Listenin 2.sırasında bulunan İrlanda’da bir kişi yılda 2 kilodan fazla çay tüketmektedir. Birleşik Krallık Kraliçesi Catherine sayesinde yaygınlaşan ve yüzlerce yıldır bir kültür haline gelen çay tüketimi İrlanda’da oldukça fazladır. İngilizler gibi genellikle siyah çaya süt ekleyerek servis ederler.

1. Türkiye – Kişi başı 3.16 KG.

Dünyanın açık ara en çok çay tüketen toplumu Türkler listemizin 1.sırasında. Bir kişi yılda ortalama tam 3 kilodan fazla çay tüketmektedir. Çayın Türkiye’de bir kültür haline dönüşmesinin çok eskilere dayandığını zannedebilirsiniz, fakat tam olarak öyle değil. Hatta çay kültürü Osmanlı’da bile yoktu. Bu kültürün oturmasını ve çayın bu denli yaygınlaşmasını sağlayan kişi ise Atatürk’tü. Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra Gürcistan’dan tonlarca çay tohumu getirtip Rize’ye ekilmesini sağlayan yasa sayesinde çok kısa sürede çay kültürü yayılmış. Çayın kahveden daha ucuza mal edilmesinin de bunda etkisi büyüktür.

Diğer içeriklerimize göz atabilirsiniz:

Dünyanın En Garip ve İnanılmaz 5 Okyanus Fenomeni:
https://www.dunyayikesfet.net/dunyanin-en-garip-ve-inanilmaz-5-okyanus-fenomeni/

1895 Yılında Fast Food’u Ortaya Çıkaran Makina: Otomat
https://www.dunyayikesfet.net/1895-yilinda-fast-foodu-ortaya-cikaran-makina-otomat/


Kaynaklar:

1. https://www.worldatlas.com/articles/top-10-tea-loving-countries-in-the-world.html
2. https://yemek.com/cayin-tarihcesi/
3. https://en.wikipedia.org/wiki/Tea_in_the_United_Kingdom
4. https://theculturetrip.com/europe/russia/articles/everything-you-need-to-know-about-russian-tea-ceremonies/

Popüler Başlıklar