Annapurna’ya Çıkarken Sağ Kalma İhtimali Yüzde 50 0 348

Annapurna’ya Çıkarken Sağ Kalma İhtimali Yüzde 50 0 349

8 bin metrenin üzerinde 14 zirve tırmanışı yapma hedefindeki dağcı Tunç Fındık’ın bir sonraki durağı Annapurna. Özelliği, çıkan her iki dağcıdan birinin ölmesi.

Tunç Fındık, 8 bin metrenin üzerindeki dünyanın en yüksek 14 zirvesine çıkmayı amaç edinmiş profesyonel bir dağcı. Projenin 11’inci ayağını geçen hafta tamamladı. Himalayalarda 50 gün süren çetin bir mücadelenin ardından dünyanın en yüksek 11 ve 13’üncü zirvesine çıkmayı başardı. Fındık’ın bir sonraki yıl çıkmayı planladığı hedefiyse insanın tüylerini diken diken ediyor. Himalayalardaki Annapurna. Dağın istatistiği şu: Çıkan her iki dağcıdan biri hayatını kaybediyor.

Projenizin adı nedir?

-14×8000. Dünyada 26 bin feet sınırını geçen 14 dağ var. Çok az yapılan bir şey. Dünyada 35 kişi yaptı. 11. dağı tamamladım. Bunu başaran Türkiye’deki tek dağcıyım.

Ne zaman başladınız projeye?

-2001’de 8 bin metrelik dağlara tırmanmaya başladım. O zaman aklımda böyle bir proje yoktu. 2006’da halihazırda 3 dağa tırmanmıştım. Bundan sonra geri kalanları da tamamlamaya karar verdim.

Peki, neden bu zorlu projeyi yapıyorsunuz?

-Dünyadaki en iyi dağcılardan biri olmak gibi bir istek duymuyorum. Sadece tırmanmaktan keyif alıyorum. Bu projeyse bunun en güzel ifadesi.

Kaç yıldan beri tırmanıyorsunuz?

-25 yıl oldu. Onlarca 6-7 bin metrelik dağa tırmandım. Zirvelerin sayısı 350 olmuştur.

İlk nasıl başladı?

-Bilkent İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Bilkent’te Dağcılık Kulübü’ndeydim. Daha o yıllarda başlamıştı bu sevda.

Evli misiniz?

– Evet. Çocuğum yok, bir kedimiz var.

Tırmanışlar aile ilişkilerinizi etkiliyor mu?

-Benim için hayat ‘dağ’ demek. Bunun dışında kalan gündelik hayatsa biraz teferruat aslında. Gündelik hayatı bir boşluk olarak görüyorum. Bunu geçiştirmek istiyorum.

Siz profesyonelsiniz, Türkiye’de profesyonel dağcılar bir elin parmaklarını geçmez sanırım…

-Çok az. Profesyonel olmanın kimi kıstasları var. Mesela rehber kitap yazmak, motivasyon ve dağ eğitimleri vermek gibi. Dağcılık size çok kazandırmaz. Ancak ihtiyaçlarınızı karşılayacak kadar kazanırsınız. The North Face ana sponsorum. Onların sayesinde bu projeyi yapabiliyorum.

Son tırmanışınız nasıl başladı? Planlandığı gibi gitti mi?

-Dünyanın en yüksek 11 ve 13. dağlarına (Gasherbrum I ve Gasherbrum II) 50 gün sürecek bir tırmanışlar dizisi olacaktı. Ancak Pakistan’daki çeşitli gelişmelerden dolayı zaman kayıpları yaşadık. Dağ Pakistan’ın sapa bir bölgesinde. Merkezden yaklaşık 800 kilometrelik bir araç yolculuğu, 100 kilometrelik bir yolu off-road’larla, geri kalan bölümünü de bir haftalık bir yürüyüşle aşarak ulaştık dağa.

Dağa tırmanmanın ne gibi zorlukları var?

-Bu dağa oksijen desteği almadan çıktım. Basınç azlığının yarattığı seyrek oksijen nedeniyle normal bir insanın orada ömrü yarım saattir.  Ancak bazı eğitim ve tekniklerle bu süreyi uzatmak mümkün. Bu tarz dağlara tırmanmanın en büyük zorluğu da bu. Vücut 5 bin metreye uyum sağlıyor. Siz de dayanıklılığınız oranında 8 bin metreye gidip gelebiliyorsunuz böylece. Yani oksijen tüpüyle tırmanmakla, oksijensiz tırmanmak arasında çok büyük bir fark var.

Oksijen tüpüne ihtiyaç duymadınız mı?

-Tecrübeli olduğum için bünyem alıştı. Mesela yüksek irtifalarda medeniyet hiç olmaz. Perulu İnkalar bile 4500 metre sınırını aşmazlar. İki ay kadar bu irtifadan yüksekte yaşarsanız 15 kilo kadar kas kaybeder ve yavaş yavaş ölmeye başlarsınız. Dolayısıyla 8 bin metrede zirveye misafir gibi gidip, olabildiğince çabuk dönüyorsunuz.

Siz nasıl etkilendiniz?

-Birkaç kilo verdim. Sanırım kas kaybı da yaşadım.

Dağdayken nasıl besleniyorsunuz?

-Karbonhidratla. Bisküvi, hazır yiyecek ve bolca sıvı.

Neden bu kadar?

-Sindiremezsin. Canınız da istemez. Fakat bol bol su içmek zorundasın hayatta kalmak için.

Zirve sürecindeki bir gününüzü anlatır mısınız?

-Ana kamptan sonra zirve 4 gün sürdü. Gece 10’da yola çıktık. Sabah erken saatlerde zirveye vardık. En uygun hava akımları sabah saatlerinde olur. Bir an önce varıp erkenden dönmek gerekir. Yoksa ölüm tehlikesi artar. Gece uyumadım. Sıcaklık -35 derece. Üzerimde özel koruyucu giysi ve kilolarca ekipman var. Fakat sürekli dondurucu havayı soluduğum için ısınamıyorum. Yükseğe alışkın olduğum için akut dağ hastalığı (irtifa hastalığı) yaşamıyorum.

Zirvede ne kadar durdunuz?

-35-40 dakika kadar kaldım. Hava çok güzeldi. Manzara harikaydı. K2’de (en yüksek 2. dağ) 20 dakika kalmıştım. 5 dakika kaldığım 8 bin metrelik dağlar da oldu. Everest’e ikinci çıktığımda 30 dakika kalmıştım. Zirvede kalma süresi zamanlama, sıcaklık ve hava koşullarıyla ilgili bir konu.

En zor dağ hangisiydi?

-8 bin metrede kolay diye bir şey yok. Diğerleriyle mukayese edildiğinde bu 13. dağ çok zor değil. K2 çok zor. Dhaulagiri çok zordu benim açımdan. Kanchenjunga da zorlu. Makalu da bunlardan biri.

Ekipte kimler vardı?

-Biz 8 kişiydik. 6 kişilik bir Koreli ekip vardı. Onlarla ortaklaşa çalıştık ve zirveye birlikte ulaştık.

Tırmanıştaki en büyük tehlikeler neler?

-En büyük tehlike çığ. Bu tehlike varsa tırmanmamalısın. Buzul çatlakları da çok tehlikeli. Dikey buz duvarları çok zorlu. Soğuğa da dikkat etmelisiniz. -60 dereceye dayanaklı ayakkabıların içinde parmaklarını kaybeden arkadaşlarım oldu.

Siz Türkiyeli değil de Amerikalı bir dağcı olsaydınız ne gibi bir değişim olurdu?

-Milyon dolarlık bir değişim olurdu. Ve çok ünlü olurdum.

Himalayalardaki Annapurna Dağı’nın zirvesi 8 bin 91 metre. Dünyanın en yüksek 10’uncu dağı. Fındık, geçen yıl Annapurna’ya çıkmayı planladı. Ancak zirve yolunda çektiği yukarıda bulunan çığ fotoğrafı planın ertelenmesine neden oldu. Fotoğrafta çığın yöneldiği noktada iki dağcı görünüyor. Bir dağcı da yan tarafta çığdan kaçmaya çalışıyor. Fındık’ın verdiği bilgilere göre, çığ altında kalan iki dağcı ağır yaralı da olsa sağ kurtulmayı başardı.

Röportaj: Serkan Ocak / Hürriyet (Haber kaynağına gitmek için tıklayınız.)

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Covid-19 Gripten 20 Kat Daha Fazla Ölüme Sebep Oluyor 0 21

Yeni tip “coronavirüs” (Covid-19), yalnızca “başka bir çeşit grip”ten ibaret değil.

Harvard Tıp Okulu ve Emory Üniversitesinden bazı yazarlar, yaptıkları araştırmaları kamuoyuyla paylaştı. Bu araştırmaların sonuçlarının oldukça dikkat çekici olduğunu söyleyen araştırmacılar, Covid-19’un aslında yalnızca masum bir grip virüsü çeşidi olmadığını ortaya koyuyor.

Grip ve Covid-19’un karşılaştırıldığı testler sonucunda grip virüsünün Amerika’da Ekim 2019 ile Nisan 2020 arasında 62.000 ölümle sonuçlandığını, Covid-19 virüsünün yol açtığı pandeminin ise sadece 1 Mayıs – 14 Mayıs arasındaki iki haftalık süreçte (Johns Hopkins Üniversitesi verilerine göre) 82.000 ölümle sonuçlandığını göstermiş. Ancak yetkililere göre bu denli sonuçlara varabilmek için henüz erken. Zira hastalığın ani gelişimi, halk arasında yarattığı panik ve tıbbi cihazların yetersiz kalması gibi etmenler, doğrudan virüsün ölümcüllüğü ile alakası olan etmenler değil.

Foto: cnn.com

Kıyas yaparken ortaya çıkan bir diğer sorun da, ABD’deki grip vakalarının istatistiklerinin tam olarak bilinemiyor olması. Tüm eyaletlerde bulunan binlerce hastaneden ve sağlık merkezlerinden alınan yetersiz verilerle yapılan araştırmaların sonuçlarına göre ise Covid-19, gripten en az 20 kat daha ölümcül. Özellikle Nisan ayı sonunda ve Mayıs ayının ilk iki haftasında bildirilen ölüm vakaları da bunu destekliyor.

Gribi Hafife Almayın

Ayrıca araştırmacılar bir konuda da tüm dünyayı uyarıyor; Covid-19’un ölümcüllüğünden dolayı Grip virüsünü sakın hafife almayın. Covid-19 kadar tehlikeli olmasa da bazı koşullarda grip de covid kadar ölümcül olabiliyor. Ama şunu belirtmekte fayda var, Covid-19 Sars tipi bir virüsken, Grip mevsimsel influenza türü bir virüstür. Yani iki virüsü eşit şartlarda kıyaslamak ne yazık ki mümkün değil. Elmayla armutu kıyaslayarak tam anlamıyla doğru sonuçları elde edemeyiz.

ABD’de ise bugüne kadar toplam 1,53 milyon kişi enfekte olmuş durumda ve bunlardan 92.000’i hayatını kaybetmiş. Dünya çapında ise 4.9 milyon vaka ve 325.000 ölüm bildirildi. Yani Dünya çapındaki genel tabloya bakılırsa ABD, virüsü en ağır şekilde geçiren ülke. Ancak buna rağmen ülkedeki bazı siyasetçiler bir an önce hayatın normale dönmesini istiyor.

Dünyanın diğer ülkelerinde ise normale dönme çalışmaları devam ediyor. Virüsü hafif atlatan bazı ülkeler yavaş yavaş normale dönmeye başladı ve Almanya gibi virüs yönetimi başarılı olan ülkeler ise adım adım önlemleri gevşetiyor.

Orjinal yayın: Dünyayı Keşfet


Kaynaklar:
1. https://jamanetwork.com/journals/jamainternalmedicine/fullarticle/2766121
2. https://www.worldometers.info/coronavirus/country/us/
3. https://www.livescience.com/covid-19-deaths-vs-flu-deaths.html
4. https://www.livescience.com/coronavirus-updates-united-states.html

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi ve Çay Kültürleri 0 64

En çok çay içen ülke hangisi? Peki ya kimin çay kültürü daha eskiye dayanıyor? Bir çok ülkede kahve ve çay sevme oranları değişiklik gösterir. Ama araştırmalar gösteriyor ki, insanların büyük bir çoğunluğu kahve içmeyi daha çok seviyor. Çay ise çok daha özel bir kültürün parçası. Çay tüketiminin fazla olduğu toplumlar, genellikle toplumsal alışkanlıklar sebebiyle daha fazla çay içiyor. Örneğin Türkiye, İrlanda ve Birleşik Krallık gibi örneklerde çay sevgisi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Peki eğer “Dünyanın en fazla çay tüketen ülkeleri hangileridir?” diye sormuş olsaydık cevap ne olurdu? Bu konuya bir de istatistiksel olarak bakalım.

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi


10. Japonya – Kişi başı 0,97 KG.

Japonya’nın çay sevgisi hiç yabana atılacak cinsten değil. Ne demiştik? Çay sevgisi bir kültürdür. Japon kültürüne bakarsak 12.yüzyıldan bu yana çay tükettiklerini ve bunu bir ritüel haline getirdiklerini söyleyebiliriz. 12.yüzyıldan önce ise çayı içmek yerine değerli bir ilaç olarak kullandıklarını biliyoruz.

9. Polonya – Kişi başı 1 KG.

Polonya’da hem kahve hem de çay tüketimi oldukça yüksek. Bazı kaynaklara göre Polonya’lıların çay tüketimi alışkanlığı Türklerden kazanılmış. Moğol zamanlarında eski Türk kavimleri ile kültürel temas sonucuyla hem çay içme alışkanlığı hem de dil ve kültür anlamında bazı özelliklerin Polonya halkına aktarıldığı düşünülmekte.

8. Mısır – Kişi başı 1,01 KG.

1500’lü yıllardan beri Mısır’da yaygın olan çay tüketme kültürü, kendine has özellikler sergilemektedir. İki farklı şekilde demlenebilen Mısır Çayı, kupa veya fincanda servis edilmez. Onun yerine uzun bardaklarda servis edilir.

7. Yeni Zelanda – Kişi başı 1,19 KG.

Nispeten yeni bir ülke ve coğrafya olan Yeni Zelanda’da halk, bol bol çay tüketiyor. Yöreye özgü bir çay bitkisine sahip olan Yeni

Dünyanın En Çok Çay İçen 10 Ülkesi
Bangladeş’te çay toplayan çiftçiler – Foto: bangladeshus.com

Zelanda’lıların Dünyaya çay ihraç ettikleri büyük bir çay firması da mevcut.

6. Fas – Kişi başı 1,22 KG.

Yeşil Çay ve Nane’yi karıştırıp servis eden Fas’lılar, çaylarını sadece Fas’ta değil, Afrika kıtasının tamamında üne kavuşturmuş. Çay servis edilmeden önce bardağa nane koyulup sıcak su ekleniyor ve kısa bir süre bekletilip Nane kokusunun bardağın her yerine sinmesi sağlanıyor. Ardından nanenin etkisiyle yeşil olan suya demli çay eklenerek Fas Çayı elde edilmiş oluyor.

5. Rusya – Kişi başı 1,38 KG.

Rus Çayı sıcak veya soğuk olarak servis edilebiliyor. 17.yüzyılda bir Moğol hükümdarının Rus çarına çay hediye etmesiyle başlayan ve ardından Rus halkı arasında yaygın bir şekilde tüketilmeye başlayan çay, günümüzde Rusları bu listenin 5.sırasına getirmiştir.

4. İran – Kişi başı 1,50 KG.

Siyah çayı daha çok tüketen İran halkına da yine bir çok ülke gibi ilk çay Çin’den gitmiş. İpek Yolu sayesinde Çin ile ticari ilişkileri güçlü olan İran, ilk çayı Çin’den ithal etmiştir. Çay kültürü, İran’da önemli bir yere sahiptir. Gittiğiniz her yerde çay ikram edilirse şaşırmayın.

3. Birleşik Krallık – Kişi başı 1.94 KG.

İngiltere’de yaşanan iç savaştan sonra monarşinin geri gelmesiyle birlikte kral olan 2.Charles, 1662 yılında Portekiz Kralının kızı Catherine ile evlenmiştir. Catherine Portekiz’den gelirken çeyizinde bir miktar çay da getirmiştir. O zamanlar çayı üreten Çinlilerle sıkı ticari ilişkileri olan Portekiz’de de çay yaygınlaşmaya başlamıştı. Charles ile evlenip İngiltere, İskoçya ve İrlanda kraliçesi olan Catherine sayesinde Birleşik Krallık’ın tamamında çay tüketimi yaygınlaşmıştır. Günümüzde kullanılan “5 çayı” cümlesi de İngilizlere aittir. Çayın dünyada yaygınlaşmasının en temel sebeplerinden biri İngilizler’in çay tüketimidir.

2. İrlanda – Kişi başı 2.19 KG.

Listenin 2.sırasında bulunan İrlanda’da bir kişi yılda 2 kilodan fazla çay tüketmektedir. Birleşik Krallık Kraliçesi Catherine sayesinde yaygınlaşan ve yüzlerce yıldır bir kültür haline gelen çay tüketimi İrlanda’da oldukça fazladır. İngilizler gibi genellikle siyah çaya süt ekleyerek servis ederler.

1. Türkiye – Kişi başı 3.16 KG.

Dünyanın açık ara en çok çay tüketen toplumu Türkler listemizin 1.sırasında. Bir kişi yılda ortalama tam 3 kilodan fazla çay tüketmektedir. Çayın Türkiye’de bir kültür haline dönüşmesinin çok eskilere dayandığını zannedebilirsiniz, fakat tam olarak öyle değil. Hatta çay kültürü Osmanlı’da bile yoktu. Bu kültürün oturmasını ve çayın bu denli yaygınlaşmasını sağlayan kişi ise Atatürk’tü. Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra Gürcistan’dan tonlarca çay tohumu getirtip Rize’ye ekilmesini sağlayan yasa sayesinde çok kısa sürede çay kültürü yayılmış. Çayın kahveden daha ucuza mal edilmesinin de bunda etkisi büyüktür.

Diğer içeriklerimize göz atabilirsiniz:

Dünyanın En Garip ve İnanılmaz 5 Okyanus Fenomeni:
https://www.dunyayikesfet.net/dunyanin-en-garip-ve-inanilmaz-5-okyanus-fenomeni/

1895 Yılında Fast Food’u Ortaya Çıkaran Makina: Otomat
https://www.dunyayikesfet.net/1895-yilinda-fast-foodu-ortaya-cikaran-makina-otomat/


Kaynaklar:

1. https://www.worldatlas.com/articles/top-10-tea-loving-countries-in-the-world.html
2. https://yemek.com/cayin-tarihcesi/
3. https://en.wikipedia.org/wiki/Tea_in_the_United_Kingdom
4. https://theculturetrip.com/europe/russia/articles/everything-you-need-to-know-about-russian-tea-ceremonies/

Popüler Başlıklar