1 Haziran 2015 Pazartesi

Dalmaçya Kıyılarının Sonundaki Güzellik


Yeşili de bol dağı tepesi de... Karadağ, bugüne dek hep ‘Balkan turları’nın kurbanı oldu. Çünkü bir koşuşturmaca içinde geçen bu gezilerin günü birlik durağıydı. Halbuki milli parkları, dünyaca ünlü Sveti Stefan Adası ve tarihiyle daha fazlasını hak ediyor bu minik ve güzel ülke.

Baştan belirteyim: Avrupa’nın göbeğinde yer alan Karadağ, Türkiyeli vatandaşlardan vize istemiyor. 1.5-2 saatlik bir uçuşun ardından Antalya’ya gider gibi gidiyorsunuz. Havalimanına indiğiniz anda sizi Skadar Gölü Milli Parkı karşılıyor. Başkent Podgorica’dan Budva’ya gittiğiniz yol boyunca her yer yemyeşil. Karadağ, bu milli parkı Arnavutluk’la paylaşıyor.

Budva, Karadağ’ın Adriyatik’e açılan en güzel sahil şehri. Budva’yı James Bond filmlerinden de hatırlıyoruz. ‘Casino Royale’ filminin çekildiği muhteşem bir deniz manzarasına sahip otel işte tam burada.
Eski bir balıkçı köyü olan şimdiyse dünyanın tanıdığı Sveti Stefan Adası Karadağ’ın simgesi adeta. Tamamı bir otele dönüştürülen adanın fotoğrafları kartpostalları süslüyor. Ev tipinde 50 oda bulunuyor. Tek gecelik fiyatları 700 ila 1000 Euro arasında değişiyor.

Budva’nın merkezinde bir kale görünümündeki eski şehir yer alıyor. Bitişik nizam evlerin çoğu ticari amaçlı kullanıyor. Küçük dükkânlarda kafeler, restoranlar, barlar var. Özellikle akşamları burası çok haraketli oluyor. Kalenin önündeki meydansa Budva’nın vazgeçilmez mekânı. Unvanı da ‘açıkhava diskosu.’ Çünkü herkes burada sabaha kadar eğleniyor.

Karadağ’ın İngilizce adı Montenegro. ‘Monte’ dağ, ‘negro’ ise kara anlamına geliyor. Anlatılanlara göre, bu ismi ülkeye veren kişi Napolyon. Buraya ilk geldiğinde ülkenin dağlarını görüp, kara olduğunu söylüyor. Ülkenin adının da Montenegro olmasını istiyor. Karadağ, Adriyatik kıyısında ünlü ‘Dalmaçya kıyıları’nın en güney ucunda yer alıyor. Sadece bu kıyıları görmek, serin sularında yüzmek için bile Karadağ’a gidilir. 

Ülkenin nüfusu 600 binin biraz üzerinde. Budva’dan sonra ülkenin en güzel yeri Kotor. Cruise gemilerinin uğradığı Kotor, dev gemiler için uygun doğal limanı, yüksek dağları, eski şehri, kiliseleri ile görenleri kendine hayran bırakıyor. 

Eski şehrin içindeki St. Tripun Katolik Kilisesi, 9’uncu yüzyıla ait. Girişi 2.5 Euro. Kilisenin üst katı müze. Özgün eserler var. Eski şehirdeki 600-700 yıllık evlerle yaşayan Karadağlılar var. Şehir küçük bir mahalle gibi. Arka taraflarındaki ara sokaklarda camlara asılı çamaşırları bile görebilirsiniz. UNESCO tarafından da korunuyor. Şehrin ilk Ortodoks kilisesinin pederi Mileneko ziyaretçileri kapıda karşılıyor. 1192 yapımı kilise hakkında bilgi veriyor. Üzerinde durduğunuz zeminin altında kilisenin ilk pederlerinin yattığını anlatıyor. Kotor’da iki adada kiliseler var. St George ve  Lady Gospa. Bu kiliselerin bulunduğu adalarsa Kotor’un simgesi. Tekneler her gün adalara ziyaretçi taşıyor. 


TELAFFUZU ZOR KENT: CETİNJE 

Karadağ Krallığı’nın ilk yönetildiği başkentse Cetinje. Buraya gitmek için Kotor’dan yaklaşık bir saatlik yolculuk yapmak gerekiyor. Ancak unutulmayacak bir yolculuk olacağını garanti ederim. Bu kadar çok keskin virajı bir arada göremeyebilirsiniz. En son 23’e kadar sayabildim. Çok dik bir tepeye kısa sürede çıkılıyor. Eğer her güzel manzarada durup fotoğraf çektirmek isterseniz yolculuğunuz bizimki gibi iki saate de çıkabilir. Cetinje’de Kral Nikola’nın müzesi var. Girişi 10 Euro. Osmanlı dönemi eserleri var. 12 sancak da bu eserlerin bir kısmını oluşturuyor. Ancak müze rehberi “Osmanlı’dan savaşı kazanarak bu sancakları aldık” diye başlıyor anlatmaya... Abdülhamid’in hediye ettiği yağlıboya tablo da müzedeki eserlerden. Cetinje’nin adını orijinali gibi telaffuz etmeye fazla uğraşmayın. Zira tüm çabalarım boşa gitti. ,

ADRENALİN SEVENLERE

Cetinje’ye giderken Avrupa’nın en derin kanyonu ‘Tara’daki tarihi taş köprüde mutlaka durun. Sovyet döneminden kalan bir kamyoneti 5 Euro karşılığında sanırım dünyanın başka hiçbir yerinde kullanamazsınız. 200 metre uzunluğunda ve 150 metre yüksekliğindeki köprüden ‘Zipline’ adı verilen sistemle çelik halata asılı şekilde hızlı bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Karşı yakaya ulaşıp yoğun bir adrenalin salgılamanın bedeliyse sadece 10 euro. 

NEREDE, NE YENİR?

Budva’nın en eski restoranlarından Kod Krista 1976’dan bu yana hizmet veriyor. Denize sıfır. Huzurlu bir ortamı var. Balıkları çok taze. Türkçe mönüsü de var. Tecrübeli servis elemanı Dusko’yu bulun. Bir gemi kaptanına benziyor. Karizmatik. Müşterilerle tek tek ilgileniyor. Balık tavsiyelerinde bulunuyor. Tavsiyelerine uyun, pişman olmazsınız. Fiyatlarsa makul. En iyi restoranlarından biri olmasına rağmen içkiniz dahil kişi başı ortalama 20-25 Euro ödersiniz. Çekinmeyin, bulduğunuz en güzel balığı yiyin. Cetinje’deyse Restoran Beldever, güzel bir manzaraya sahip, otantik yemekler yapan bir mekân. Yediğiniz et yemeklerinin tadına doyamayacaksınız. Dormitor Milli Parkı yakınlarındaki Nacionalni Restoran’da ise Balkanlar’ın geleneksel yemeği kuzuçevirme yiyebilirsiniz. 


TURİST SAYISI NÜFUSUN İKİ KATI

Türkiye’den geçen yıl Karadağ’a giden turist sayısı 20 bin. Onlar da ortalama bir gece konaklıyor. Balkan turları dahilinde Karadağ geziliyor. En çok ziyaret edenlerse Ruslar. Geçen yıl ziyaretçi sayısı 300 bin.  Fransızların sayısı 70 bin. Ülkeye giden toplam turist sayısıysa yılda ortalama 1.5 milyon.

Karadağ’a Türkiye’de ilk kez Gazella Turizm’in tur operatörü markası BinRota, yaz boyu altı gün sürecek turlar düzenliyor. İlki 21 Haziran’da (Kişi başı 1.432 TL - binrota.com).

Serkan Ocak - http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/seyahat/29150879.asp - 31 Mayıs 2015

Fotoğrafçılık

Müzik

Sanat