2100 Yılında Dünyada 11 Milyar Kişi mi Olacak? 0 182

2100 Yılında Dünyada 11 Milyar Kişi mi Olacak? 0 183

Binlerce kişi, Afrika’nın en kalabalık ülkesi Nijerya’nın en kalabalık kenti Lagos’taki bir kilise ayinine katılıyor. Sahra-altı Afrika, gelecek yüzyılda dünyanın en büyük nüfus artışına sahne olacak.
Tekrar gözden geçirilen tahminler, 2100’e gelindiğinde düşündüğümüzden daha kalabalık bir dünyada yaşayabileceğimizi söylüyor. 
Geçtiğimiz Perşembe Science dergisinde yayımlanan bir makale, dünya nüfusunun 2050’de 9,6 milyara, 2100’de de 10,9 milyara çıkacağını öngörüyor. Dünya nüfusunun önceki tahminlerin aksine 2100’den sonra da artacağı tahminini yürüten makale, “olasılıksal” istatistik yöntemleri kullanarak bu tahmin etrafında ilk kez bir olasılık aralığı oluşturuyor. Makaleye imza atanlar, 2100’deki insan sayısının 9,6 ila 12,3 milyar arasında seyretme olasılığının yüzde 80 olduğu sonucunu çıkarıyor. BM Nüfus Bölümü başkanı John Wilmoth, bu araştırmanın olasılıkların çok daha mantıklı bir analizini içerdiğini, fakat iki milyarlık bir yanılma payı olabileceğini söylüyor. 
Fakat herkes aynı fikirde değil. Wolfgang Lutz ve Viyana’daki Uluslararası Uygulamalı Sistemler Analiz Enstitüsü’nden (IIASA) meslektaşları, Global Environmental Change’de yayımlanan bir makalede ve yeni çıkacak bir kitapta nüfusun 2075’te 9,4 milyarla en üst düzeye ulaşacağını ve 2100’de 9 milyarın hemen altına düşeceğini savunuyor. BM ekibine göreyse bu iyimser senaryonun gerçekleşmesi ihtimali en fazla yüzde 5. 
Hindu hacılar, dünyanın en kalabalık ülkesi olması öngörülen
Hindistan’ın Allahabad kentinde, Ganj nehrinde yıkanıyor.
Her iki bilim insanı grubu da Hindistan’ın dünyanın en kalabalık ülkesi durumuna geleceği ve nüfusunun 2070 civarında doruk noktasına ulaşarak 2100’de 1,5 ya da 1,6 milyara düşeceği konusunda hemfikir. En büyük görüş ayrılığıysa, Çin’de yaşanacak nüfus azalışıyla Afrika’da Sahra’nın güney kesiminde yaşanacak nüfus patlaması konusunda yaptıkları tahminlerde kendini gösteriyor. Sahra-altı Afrika dünyada en büyük nüfus artışının meydana geleceği yer. BM, bu bölgedeki nüfusun dörde katlanarak, bir milyar civarından dört milyar civarına çıkabileceğini öne sürüyor. “Bunlar kesin şeyler değil,” diyor Wilmoth. “Bunlar şimdiki eğilimlerin devam etmesi durumunda olacaklara dair bir öngörü. Hâlâ müdahale etme olanağı var.”

Değişen Fikirler

On yıl kadar önce BM nüfus bilimcileri daha iyimserdi. O tarihte BM Nüfus Bölümü başkanlığını yapan Hania Zlotnik, “o zamanki anlayış, ‘nüfus problemi aslen sona erdi çünkü doğurganlık kendiliğinden düşüyor,’ şeklindeydi. Bunun yanlış olduğunu şimdi anlıyoruz,” şeklinde konuşuyor. 
Bir ülkenin toplam doğurganlığı —ortalama bir kadının hayatı boyunca doğurduğu çocuk sayısı— gelişmekte olan ülkelerde yaşanması beklenen “demografik geçişte” önemli bir değişken durumunda. Geçiş sürecinin başlangıcında, ölüm oranlarının yüksek, ortalama ömür süresinin düşük oluşu yüksek doğum oranlarıyla dengeleniyor. İçlerinden bazılarının öleceğini bilen kadınlar çok çocuk doğuruyor. Modern tarıma, hijyen koşullarına ve ilaca kavuşan ülkelerde, başta çocuklar arasında olmak üzere ölüm oranı büyük bir hızla düşebiliyor. Ancak çiftlerin yeni gerçekliğe alışması ve daha az sayıda çocuk sahibi olması en az bir kuşak alıyor. Bu aralıkta nüfus patlaması meydana geliyor. Bu patlamanın boyutu ise doğurganlıktaki düşüşün ne kadar zaman alacağına bağlı oluyor. 
Batılı ülkeler bu geçişi yaşadıklarında, hem ölüm hem de doğurganlık oranlarının düşmesi bir yüzyılı dahi aşmıştı. 1960’ların başlarında Asya ve Latin Amerika’da yaşanan geçişse nüfus bilimcileri şok eden bir hızda gerçekleşmişti. “Tam bir sürprizdi,” diyor Fransız Demografik Araştırmalar Ulusal Enstitüsü INED’den Gilles Pison. Çin ve Brezilya gibi ülkelerde doğurganlık oranının altı civarından iki civarına düşmesi sadece otuz-kırk yıl aldı. İki çocuk, bir çiftin kendisini ikame etmesi ve bir ülkenin bütün olarak istikrarlı bir nüfusa sahip olması için gereken çocuk sayısını temsil ediyor. Pison, Asya ve Latin Amerika’da yaşananların, nüfus bilimcileri Afrika’da da benzer hızda bir değişim beklentisi içine soktuğunu belirtiyor. Şimdi yine bir sürprizle karşı karşıyalar ama bu seferki o kadar da büyük değil. 
Son on-yirmi yılda, kimi Sahra-altı Afrika ülkelerindeki doğurganlık oranının diğer kıtalardakinden çok daha yavaş azaldığı kesinlik kazandı. Afrika’daki istatistiklerin yetersizliği nedeniyle bu durumun anlaşılması zaman aldı. Yeni verilerin ardından, araştırmacılar sadece geleceğe yönelik tahminlerini değil yakın geçmişteki tahminlerini de yeniden değerlendiriyorlar. Örneğin BM nüfus bilimcileri, 2010 ile 2012 yılları arasında Afrikalı kadınların doğurduğu çocuk sayısına dair tahminlerini kadın başına çeyrek çocuk artırdılar. Nüfus, bileşik faizli banka hesabı gibi katlanıyor. Science makalesinde yer verilen BM öngörülerine göre, bugün kadın başına çeyrek çocuk fazlası 2100 yılında 600 milyon daha fazla Afrikalı anlamına geliyor. 
Nijerya’nın önemi büyük. Afrika’nın bu en kalabalık ülkesinin 174 milyonluk nüfusu, 2100’e gelindiğinde beş misli artarak 900 milyonu aşacak. BM’ye göre, bu yüzyılda dünya nüfusuna katılan her beş kişiden biri Nijeryalı olacak. “Sanırım herkes bu büyüklükte bir toprakta bu kadar çok insan olması gerçeğiyle yüzleşme sorunu yaşıyor,” diyor Wilmoth. “Hayal etmesi zor. İnsanlar kavramakta zorlanıyor.” 
Ancak hem IIASA hem de BM, 2050’den önce 9 milyar eşiğini aşacağımız konusunda hemfikir. Ve bu kadar insanı doyurmanın bir yolunu bulmak zorundayız. 
Yol Ayrımı 2100 konusunda kim haklı? “Yüz yıl içinde anlayacağız,” diyor Gilles Pison. INED web sitesine de yüklenen dâhiyane bir simülatör geliştiren Pison, tanrı gibi bir nüfus bilimci haline gelmenize olanak veriyor. Tek tek her ülke ve dünyanın bütünü için kendi nüfus gidişatı seçiminizi yapıyor, doğurganlık ve ölüm oranlarını istediğiniz gibi azaltıp yükseltebiliyorsunuz. 
BM’den Zlotnik, kadınların eğitilmesinin önemine inanıyor ama bunun bizi BM’nin nüfus tahmininden uzaklaştıracağına inanan Lutz’un görüşünü sorguluyor. “Hiç kimse neler olacağını bilmiyor, ne o, ne de biz,” diyor Zlotnik. “Farklı bir gelecek istiyorsak şimdiyi değiştirmemiz lazım.” Eğitimin ağır yol aldığını söylüyor. Hem Afrika’da hem de dünyanın başka yerlerinde hükümetlerin yapması gereken şeyin, doğum kontrolünü şimdi yaygınlaştırmak olduğunu söylüyor. 
“Buradaki en önemli mesaj, hükümetlerin nüfus değişimlerinin gerçekliklerine cevap vermesi gerektiği,” diyor Zlotnik’in BM’deki halefi Wilmoth. “Kişisel düzeyde, kadınların aile planlaması erişimine ve eğitime ihtiyacı var. Bu araştırma, bunların her ikisinin üstünde durulmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor bize.” 
Kaynak: Nat Geo / Robert Kunzig / Photos: Robin Hammond, Stefano de Luigi, Marcus Bleasdale
Previous ArticleNext Article

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Azılı Suçlulara Bile Kafayı Yedirten Dünyanın En Tehlikeli 10 Hapishanesi 0 1651

Dünyadaki hiç bir hapishane tam olarak güvenli sayılmaz. Fakat öyle hapishaneler var ki, bazılarının tarihi son derece kanlı veya karanlık. Cezaevlerinde mahkumların haklarından tutun, gördükleri işkencelere, işlenen cinayetlere, insanlık dışı yaşam koşullarına kadar bir çok kategoride değerlendirilen bu listede Türkiye‘den de hepimizin bildiği bir hapishane mevcut.

10. Rikers Island, New York – Amerika Birleşik Devletleri


İçeride tecavüz, cinayet gibi suçların rahatça işlenebildiği, dövüş kulüplerinin bulunduğu ve bir çok suçun örtbas edildiği bu ada hapishanesinde büyük suçlar işleyen New York’lular ve diğer suçlu Amerika vatandaşları bulunuyor. Hapishanedeki en büyük tehlike, hiç bir gardiyanın suçluları koruyabilecek kadar yeterli olamaması ve her mahkumun ölmemek için kendi arkasını kollamak zorunda olması.

9. La Sante, Paris – Fransa


Seine nehri civarında, Paris’in tam merkezinde yer alan bu cezaevinin aşk şehri Paris’te yer aldığına inanmak güç. Bu yüksek güvenlikli cezaevi, tarihte yer alan en ünlü cezaevlerinden biri. 1867’de açılan hapishane, Dünya Savaşı zamanında savaş suçlularını ve esirlerini konuk etmiştir. Bugün bile hala aşılamayan bir güvenlik seviyesine sahip olan bu hapishaneden tarih boyunca yalnızca 3 kişi kaçmayı başarabilmiştir.

8. Petak Island – Rusya


Rusya’da bir çok yüksek güvenlikli cezaevi var. Beyaz Göl’deki Petak Adasında bulunan cezaevi de bunlardan biri ve en ağır suçları işleyen suçluların gönderildiği bir yer. Mahkumlar haftada sadece iki kez ziyaretçi kabul edebiliyor. Burayı en tehlikeli yapan etmenlerden biri ise duvarlardaki yalıtım eksikliği ve mahkumların hayatına önem verilmemesi sebebiyle kışın eksi 40 dereceye inen sıcaklıklarda bir çok mahkumun donarak ölmesi ve bazı durumlarda akıllarını bile yitirmesi.

7. Bang Kwang, Bangkok – Tayland


Maksimum güvenlikli bir hapishane olan Bang Kwang, Bangkok’a yalnızca bir kaç kilometre uzaklıkta bulunuyor. Bu hapishanede yabancı mahkumların sayısı da bir hayli fazla. Yeni gelen suçlulara 3 ay boyunca pranga takılan cezaevinde bulunan suçluların her 10 tanesinden 1’i idam mahkumu oluyor. Bu hapishanede mahkumların bir çoğu kötü beslenme ve neredeyse hiç işlemeyen kanalizasyon sisteminin de etkisiyle çeşitli hastalıklardan hayatını kaybediyor.

6. La Sabaneta – Venezuela


Eski Devlet Başkanı Hugo Chavez tarafından “Cehennem Çemberi” olarak tanımlanan meşhur La Sabaneta cezaevi aşırı kalabalık, yetersiz personel, yetersiz bütçe, tecavüz, sebepsiz cinayetler gibi sebeplerle en tehlikeliler listesinde yer alan hapishanelerden biri. Düzenli bir şekilde ayaklanma çıkan hapishanede 2012 yılında 591 mahkum öldürüldü. 2013 yılında baskın yapılan cezaevinde bulunan, tabanca, tüfek, esrar, kokain, çeşitli cephanelikler ve 22 bin adet mermi, mahkumların gizli tuttuğu yer altı tünellerinde ele geçirildi.

5. Diyarbakır Cezaevi – Türkiye


1980 yılında açılan bu cezaevi, özellikle bölgedeki Kürt nüfusu için 35 yılı aşkın zamandır tam bir cehennem olmuştur. Ağır suçlular ve siyasi mahkumlar için kullanılan cezaevinin kanlı bir geçmişi vardır. Açıldığı günden beri yüzlerce kişi işkencelerle ölmüş, bir çok kişi kendini yakarak intihar etmiştir. Yaşları 13 ile 17 arasında değişen 350’den fazla çocuk mahkum da Diyarbakır cezaevinde yatmaktadır.

4. Gldani – Gürcistan


Gürcistan’ın Gldani hapishanesinde yaşanan dehşet, teknoloji sayesinde açığa çıkarıldı. Mahkumlara tecavüz, dayak ve işkence yapılan görüntülerin kaydedilip sızdırılmasının ardından hapishanedeki şartlar biraz da olsa düzeldi ve sorumlu tutuklularla gardiyanlar yargılandı.

3. Cotonou – Benin


Benin, Togo ve Nijerya’nın yanında bulunan küçük bir Afrika ülkesi. 2400 kişilik kadın, erkek ve çocuk mahkumların barındığı bu hapishane aşırı kalabalık. Çok kötü koşullara sahip olan bu hapishane, devlet tarafından özellikle bu durumda tutulmuyor. Fon yetersizliğinden dolayı aşırı kalabalık olan bu hapishane, hastalık ve diğer kötü şartlardan kaynaklanan ölümlere sebep oluyor.

2. Tadmor – Suriye


Suriye’de bir çölde bulunan Tadmor hapishanesi siyasi mahkumlar ve ağır suçluları barındırıyor. 2001 yılında kapatılan bu hapishane daha fazla tutukluyla 10 yıl sonra yeniden açılmış. Hapishanede kitap, radyo, televizyon gibi hiç bir aktivite bulunmuyor. Tek eğlence işkence.

1. Gitarama – Ruanda


Ruanda’da bulunan bu hapishanede durum öyle içler acısı ki, kaynak yetersizliğinden dolayı hiç bir para aktarılmayan bu cezaevi hem çok kalabalık hem de bu kadar mahkumu doyurmaya ve bakmaya yetecek kadar imkan yok. Buradaki mahkumların tek derdi işkence ve cinayetler değil. Hayatta kalma içgüdüsü ve açlık sebebiyle birbirlerini öldürüp yiyen binlerce mahkum bulunuyor.

Dünyanın İlk Hidrojen Yakıtlı Treni “iLint” 2017’de Raylarda 0 328

Demiryolu teknolojisi üreten Alstom firması, dünyanın ilk yakıt hücreli trenini kısa adımlarla rekor bir süre içerisinde tamamlayıp, gerekli testler ardından 2017 de kullanıma sunuyor!

Tren yolu kullanımı, elektrik akımıyla çalıştığı için çevremizin bir numaralı dostudur. Ancak günümüzde hala dizel yakıtla çalışan trenlerde yok değil. Alman Alstom firması, dizelle çalışan trenlerin çevreye verdiği zararın önüne geçmek için hidrojenle çalışan tren üzerinde 2 yıl boyunca çalışmalar yaptı ve nihayet uzun beklemeler ardından salı günü Almanya’nın Berlin şehrinde hidrojen yakıtlı trenin tanıtımı yapılacak.

İki yıl gibi rekor bir sürede üretimi yapılan hidrojen yakıtlı tren, dünyada bir ilke de imza atmış oldu. Aralık 2017’den itibaren Almanya’nın Buxtehude–Bremervörde–Bremerhaven–Cuxhaven hattında hizmet vermeye başlayacak.

iLint adına sahip olan bu trenin çalışma prensibiyse, trenin üstünde hidrojen tankı ve bir de yakıt hücresi bulunuyor, hidrojen bu şekilde elektrik enerjisine donüştürülüyor. Yani trenin hareket edebilmesini ve tam fonksiyonel çalışmasını sağlıyor. Ayrıca bu işlev daha önceden otobüs ve otomotiv sektöründe test edilip kanıtlanmıştı. Şunu da belirtmek gerekir ki; bu tren %0 emisyona sahip ve yolculuk esnasında sadece trenin teker sesleri duyuluyor. Yani herhangi bir şekilde gürleyen bir motor sesi de olmayacak ve tabi ki tamamen çevre dostu. Umarız bu tren başarılı seferler yaparak dünya genelinde kullanılabilir yapıya getirilir.

Kaynak

Popüler Başlıklar

%d blogcu bunu beğendi: