14 Eylül 2014 Pazar

Sokakta Hayat Var




Bir yere seyahat ettiğin zaman, en çok duyulan cümlelerden bir tanesi, tek başına nasıl gidersin? Korkmuyor musun? Nasıl kalacak onca yabancıyla aynı odada? Nasıl kullanacak müşterek banyo ve tuvalet? Cevabı çok basit aslında sorulan soruların temelinde yatan soru ise aslında; ne amaçla gidiyorsun?
Amacın benim gibi, yeni şehirler görmek, yeni şehirler keşfetmekse o zaman gidiyorsun. Yeni kütlerleri tanımak, yeme alışkanlıkları görmek, yaşam şekillerini benimsemekse amacın gidiyorsun. Oradan biriymişsin gibi, sokaklarda yürümek ve kaybolmaksa amacın gidiyorsun. Düşük bütçeyle çok şey yapmak istiyorsan, gidiyorsun (:
Amacın yabancı muamelesi görmek değilse, tatil amacıyla gitmiyorsan ve kendi arayışını tamamlamak için, benliğine bir şeyler katmaksa gidiyorsun. Derler ya hep, bakmak değil görmek lazım… görmek istiyorsan gidiyorsun… bir de tabii ki aitlik duygusu var, bir yere ait olmadığını hissediyorsan o zaman yeni şehirleri görmek, keşfetmek daha da karşı konulmaz oluyor çünkü o şehirlerde kendine ait bir şeyler arıyorsun… benliğini görmeye çalışıyorsun…
Amacını belirlediysen, yön bulmak kolaylaşır, amacın tatilse, o zaman çoğu kere sahilde deniz kenarı daha cazip olabilir, ya da tarihi tanımaksa… eğer ki kendinden bir şeyler arıyorsan o zaman gittiğin şehre bir bütün olarak bakarsın, konumu sana cazip gelmez, doluluğu karşı konulmaz kılar. İnsanlara, sokaklara, evlere, evlerin içine, restoranlara, evlerin duvarlarına, köşe başlarına, duvardaki yazılara, sokaklarda kokan yaşanmışlıkları ararsın…
Gözler bilinmezi arar, benlik anlamaya çalışır… tüm duyu organları aynı anda çalışır, koku yetiniz artar, sokaklara sinen kokuları ayrıştırmaya çalışırsın, alışmış olduğun kokuların aksine farklı kokular ilgini çeker, kimi zaman sokaklarda bildiğiniz bir kokunun izine rastladığın zaman sevinirken, yeni kokuların heyecanı sarar içini… gözlerini kapatırsın, işte o an duyma yetiniz devreye girer, kokularla birlikte sesleri ayrıştırırsın, hangi kokuya hangi ses eşlik ediyor, acaba bu tını nerden geliyor, sonra bir sese odaklanıyorsun, işte o sokakların sesi, sokakların müziği, seni daha derinliklere çeken, sokaklar sokakları takip eder, caddelere çıkartır seni… sen hayatın müziğini ritmine kaptırırsın kendini, zaman ve mekan kavramanı yitirir o anda… işte o zaman bulunduğun şehri yaşamaya başlarsın, içindeki heyecan ve kıpırtı senin yaşadığının belirtisidir…
Şehir seninle hayat bulmalı, sende şehirle…  senden beslenmemeli, sen şehirden beslenmelisin, sana bir şeyler katmalı, verdiği kadar ancak alabilmeli, sana bir şey vermiyorsa senden bir şeyler almasına izin vermemelisin.
Bazı şehirler vardır, kanımı emiyor, ruhsuzlaştırıyor, yaşatmıyor, isyan ettiriyor...
"yaşamak lazım, hissetmek lazım, rüzgar estiğinde tenini okşarcasına canlandığını hissetmeli, havayı içine çektiğinde kokuları ayrıştırabilmelisin...

öyle bir şehir lazım ki, müziğin ritmiyle sokaklarda yürümelisin, nefes alabilmelisin, yaşadığını hissetmeli, anlamalı, bütünleşmelisin...

sokaklarda hayat olmalı, nefes olmalı, huzur olmalı, renk olmalı, gökkuşağı şehre inmeli, sokaklarda kalbin ritmini yakalamalısın, o ritmle bütünleşmeli, canlanmalısın...

hayat ellerinin arasından kayıp gitmemeli, hayatı ellerinde tutarken canlanmalı, tutmaya kıyamayasın ama yaşamaya da doyamayasın...

belli kalıplarla değil, doya doya, engelsiz, sınırsız, sana özgür hissettirmeli, haykırdığında duyarsız kalmamalı, sen tepki verdiğinde sana tepkiyle karşılık vermeli, şehir yaşamalı ki seni yaşatsın... sen şehirden beslenmelisin, şehir senden değil...

yaşamak lazım, bütünüyle, her hücrenle, her dokunuşla, her nefesle..."




Fotoğrafçılık

Müzik

Sanat