21 Temmuz 2014 Pazartesi

Ren Nehrinden İlham Alan Şehir: Düsseldorf


Almanya'ya ikinci seyahatimde Düsseldorf havalimanına iniş yaptım ancak gezme fırsatım olmadan dakikalar içinde Krefeld'e kuzenimin yanına doğru yola çıktım. Tabi gidip içinden dahi geçmişken gezmeden dönmek olmazdı. Kuzenimle bir gün ayarladık ve o günü komple Düsseldorf'a ayırdık. Kendimizi gezmeye programlayıp Krefeld'den yarım saat içinde otoban yoluyla Düsseldorf'a ulaştık. Almanya'nın genelinde olduğu gibi şehrin nerede başlayıp nerede bittiği belli olmadığı için Düsseldorf'un merkez bölgesine girene kadar şehre geldiğimizi anlamadım. Merkez bölgesinde gökdelenler gözüktü ve kısa süre içinde Ren nehrini kesen köprüye varınca Düsseldorf'a gelmiş olduğumuzu fark ettim.

Büyük bir şehir olmasına rağmen Türkiye'deki büyükşehirlerle kıyaslanamayacak kadar sistemli bir yer olması sebebiyle (ki zaten Almanya'nın köyleri bile aynı sistematikliğe sahip) kısa süre içerisinde merkez bölgeye girip trafiğe takılmadan arabayı rahat bir yere park ettik ve Düsseldorf gezimize başladık.

Almanya'ya ilk gidişimde Bavyera eyaletine gitmiştim ve dolayısıyla gittiğim en büyük şehir Stuttgart olmuştu. İkinci gidişim olan bu gidişimde ise Ruhr bölgesi olan sanayinin yoğun olduğu ve 5'er km. aralıklarla büyükşehir bulunan bir bölgeye gittim. Almanya'nın büyükşehirlerinde gördüğüm ortak nokta ise ne kadar büyük olurlarsa olsunlar sistemli bir işleyiş, ferah-geniş alanlar ve belirli bir hareketliliğe sahipler. Yani Türkiye'deki gibi her anı hareketli, canlı ama aynı zamanda trafik keşmekeşi olan büyükşehirlere benzemiyor. Bir açıdan kötü, bir açıdan iyi. Şehirlerin sistemli bir yapıda olması insanlar için, özellikle de yayalar için hayatı kolaylaştıran bir etmen. Biz Düsseldorf'a indiğimizde, milyon küsürlük nüfusa ve iş çıkışı saatine denk gelmemize rağmen kolayca arabayla veya yaya olarak istediğimiz noktalara gidebildik. Bunda yolların sık ve geniş olması da çok etkili tabi.


Genel bir şehir turu atmak için yaklaşık yarım saatlik bir zaman harcadıktan sonra iyiden iyiye acıktık ve bir italyan pizzacısında bulduk kendimizi. Bir güzel afiyetle yedikten sonra hiç zaman kaybetmeden gezmeye devam ettik. Şehrin ana caddelerinde dolaştıkça daha da büyük-geniş caddeler kesmeye başladı önümüzü. Çok renkli insanlarla karşılaştık, değişik tasarımlı mağazalara girdik ve kendimize farklı eğlenceler bulma fırsatını yakaladık. Hatta ana caddede bir mağazanın önünden geçerken Made In USA yazılı bir tabelanın önünde hiç yoktan bir 30 saniyemizi gülmeye ayırdık, tabi fotoğraflamadan da olmazdı. Bizim buralarda böyle hareketlerin ne anlamlar taşıdığını hepimiz biliriz. :)

Ana caddelerden ve mağazaların bulunduğu bölgeden çıkıp Ren nehri kıyısına doğru gitmek için yürümeye başladık. Güneş yavaş yavaş alçalıyordu ve gün batımında Ren nehri kıyısında fotoğraf çekmek için sabırsızlanıyordum. Bir süre yürüdükten sonra kafelerin yoğun olarak bulunduğu bir bölgeye geldik ve büyük bir caddenin önünden Ren nehri üzerindeki açıklık gözükmeye başladı. Adımlarımızı sıklaştırıp güneş batmadan varmak için caddenin sonuna doğru ilerledik. Cadde bitince karşılaştığım Ren nehri manzarasıyla birleşen köprü manzarası ise hayatımda unutamayacağım manzaralardan biriydi. Güneşin açısı, Ren nehri, köprü ve Düsseldorf gökdelenlerinin müthiş bir kombini. O an fotoğraf ve fotoğraflar çekebildiğim için şanslıyım. Çünkü siz de takdir edersiniz bir gezginin çantasında fotoğraf makinesi de olsa, gezi bitmeden nelerle karşılaşabileceğini bilmediği için zayıf batarya veya hafıza problemleriyle karşı karşıya kalabilmektedir. Ben de fotoğraf makinesinin azizliğine uğramadan bu güzel manzarayı fotoğraflayabildiğim için şanslıyım.


Bazılarınız şunu diyebilir, manzarada hiç bir şey yok. Belki benzer manzaraları Eskişehir'den de yakalayabileceğimizi belirtenler olabilir. Elbette haklısınız. Ama insanın binlerce kilometre uzakta Ren nehri üzerinde hiç bilmediği bir şehirde olması da manzarayı perçinleyen faktörlerden birisi mutlaka. O an ülkenizden çok uzakta olduğunuzu bilmek belki sadece yemyeşil dağ manzarasında bile size farklı duygular hissettirebilir. Ben de bir miktar duygu yoğunluğu yaşadıktan sonra geziye kaldığımız yerden devam ettim.

Düsseldorf'u daha önce duyduysanız veya araştırdıysanız yamuk binalarının meşhur olduğunu da duymuşunuzdur. Mimari yönden değişik tasarımlara sahip olan bu binalar da benim fotoğraf çektiğim yere çok yakın ve Ren nehri kıyısında bulunuyordu. Toparlanıp 5 dk yürüdükten sonra yamuk binaların olduğu yere geldik ve gerçekten şaşılası derecelerde yamuk ve eğik olan bu binaların yanında hatırı sayılır bir zaman geçirdik. Örneğin aşağıdaki fotoğraftaki apartmanlarda bir gariplik sezdiniz mi? Peki onun altındakinde veya onun da altındakinde? İnsanın üstüne üstüne geliyorlar.




Yamuk binalardan sonra doyuma ulaştık ve Krefeld'e dönme kararı aldık, fotoğraf bol, anı bol ancak hepsine burada yer vermek istemedim. Diğer yazılarımda da Düsseldorf'ta yaptıklarıma ve çektiğim fotoğraflara yer vermeyi düşünüyorum. Hepinize bol gezmeli günler, takipte kalın!

Fotoğrafçılık

Müzik

Sanat