Keşfedilmemiş Cennet, Issız Koylar: Kabatepe 0 103

Bugüne kadar her yaz güzel yerlerde güzel tatil yapan biri olarak bu yıl hiç tatile gidemeyebileceğim korkusuyla girdim yaza. Ege kıyılarında yıllarca bir aşağı bir yukarı savruldum, her seferinde yeni yerler yeni eğlenceler keşfettim. Üniversite okumak için Çanakkale’ye geldiğim sene “Ege’den ayrıldık, bütün eğlence burada son bulur” diye düşünmüştüm ama Çanakkale’de kaldığım yıllar içinde aslında hiç de öyle bir yer olmadığını, hatta bunun aksi düşünmemi sağladığını fark ettim. Ben Çanakkale’nin denizini hep balık tutulan bir yer olarak kazımışım hafızama. Aslında bu yaza kadar da bu düşüncem devam etti, ta ki bu yıl tatile gidemem korkusuyla kendimi Çanakkale denizlerine atana kadar.

Bu fotoğraf bisikletlecanakkale.blogspot.com sayfasından alınmıştır.

Sınavlar bitti bitecek derken sıcaklar bastırdı ve her insanoğlunun ihtiyaç duyduğu gibi biz de serinleme ihtiyacı duyduk. Kız arkadaşımla birlikte ilk yakıcı sıcakta kendimizi Çanakkale’nin merkezine yakın bir mesafede bulunan Mega Beach plajına attık. Plaj, kum, kalabalık her şey güzel olmasına rağmen deniz kirliliği bizim alıştığımızın biraz üzerindeydi. Ardından üniversitemizin güzel yerleşkesi Dardanos’ta bulduk kendimizi ve hem deniz kirliliği hem de deniz analarıyla baş etmek durumunda kalınca 25 dakika içinde bulunduğumuz yeri terk ettik. Sonraki günler ise bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Kabatepe plajlarını gündemimize aldık, işte geçirdiğimiz o güzel günün tohumları da burada atılmış oldu.

Bir kaç gün geçtikten sonra arkadaşımızın denize gidelim demesiyle birlikte Kabatepe planları yaptık, bir rota belirledik (gerçi yolda rotadan o kadar saptık ki..) gidiş saatimizi belirledik. Planımıza göre sabah 8’de kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra en geç saat 10 feribotuna yetişecektik, karanlık basmadan önce de geri dönecektik. Her şey plana uygun ilerledi, saat 10:15 sıralarında Eceabat’a indik, benzin istasyonuna girip su ve yakıt aldıktan sonra keşfetme seansı başlamış oldu. O güzel yollardan giderken müziğimiz de eksik olamazdı tabi ki. Yüksek sesle müziğimizi dinlerken eşsiz manzaraları da kaçırmadık. 15-20 dakikalık yolculuktan sonra arabayla koyun kenarına inmek için girdiğim yolun yanlış olduğunu fark ettik ve Kum Hotel adında bir otelin giriş kısmına gelmiş olduğumuzu gördük. Girmişken de fiyatları sorduk, kişi başı 20 TL, plaj ve havuz dahil akşama kadar. Tabi öğrenci olduğumuz için biraz daha ucuza kaçmak istedik ve geldiğimiz yöne doğru geri gitmeye başladık. En sonunda Mimoza dinlenme tesisleri adında pek de insan olmayan bir koya geldik ve 10 TL araç ücreti karşılığında tesisin plajına indik ve sahildeki şemsiyelerden ve puflardan yararlandık. Plaj ıssızdı, arkamız ormandı ve deniz mükemmeldi. İşte o berrak suyu görüp denizin o farklı tonlardaki renklerine Çanakkale’de rastladıktan sonra bu bölgeye bakış açım tamamen değişti. Dinlenme tesislerinde 2 saatlik bir duraklama yapıp mükemmel gözlemelerimizi de yedikten sonra güzel bir gün olsun diyerekten parayı da gözden çıkarıp yanlış girdiğimiz Kum Hotel’e gitme kararı aldık.

Kum Hotel’e giriş yapıp arabayı park ettik ve sıcaktan kavrulmuş bir halde kendimizi önce denize attık. Plajın kumu o kadar güzel ve inceydi ki gerçekten Kum Hotel, adını hak eden bir plaja sahipti. Peki ya denizine ne demeli? Tertemiz, pürüzsüz, ince kum. Yosun, kaya vs. girişte insanı engelleyebilecek hiç bir şey yok. Plajdaki gölgelik alanı, sörf tahtası kiralama kısmını ve bar kısmını da beğenip tam puan verdik. Ardından biraz güneşlenip yukarı havuz kısmına geçtik. Küçücük bir havuz beklerken, ortalamadan biraz daha büyük ve 180 – 220 arasında derinliğe sahip tertemiz bir havuzla karşılaştık. Çocuk havuzu da ekstrası. 2-3 saate yakın da havuz başı keyfi yapıp 10 üzerinden 10 puan verdik. Tatil köyü konseptinde olan ve karavan park edebilme avantajı bulunan Kum Hotel’i de beğenip evimize öyle döndük. Kısacası Kabatepe bize çok güzel bir gün yaşattı ve tekrar gidip koca bir gün geçirmeye hepimiz hazırız.

Kabatepe nerededir? Kabatepe’ye nasıl gidilir? Kabatepe’de nerede denize girilir? Öncelikle ilk sorumuzdan başlayalım.

Kabatepe nerededir?

Kabatepe, Çanakkale merkezin karşısında bulunan ilçesi Eceabat’ın bir bölgesidir ve Ege Denizine kıyısı olan koylardan oluşur. Çanakkale’deki diğer plajlardan farkı da buradadır.

Kabatepe’ye nasıl gidilir?

Aracınızla gidiyorsanız ve Asya kıtasındaysanız Çanakkale İskelesinden feribotla 29 TL karşılığı araç geçişi yapabiliyorsunuz (Aynı gün dönmek şartıyla 29 TL gidiş dönüş ücreti) ve Eceabat’a geçtikten sonra İstanbul yoluna çıkıp 2.km’den sola doğru Kabatepe iskelesini veya Gökçeada tabelalarını takip ediyorsunuz. 10 km. sonra Kabatepe bölgesindesiniz. Eğer minibüsle gidiyorsanız Çanakkale merkezden binip Kabatepe’de inmeniz yeterli olacaktır. Direkt Kabatepe minibüsleri bulunmaktadır yaz aylarında.

Kabatepe’de nerede denize girilir?

Kabatepe bölgesi ıssız koylar da dahil olmak üzere bir çok güzel çadır-karavan-kamping, otel ve dinlenme tesislerinin bulunduğu bir bölgedir ancak bu tesisler dip dibe bulunan tesisler değildir. Kilometrelerce mesafe farklarıyla güzel koylara sahip olan bölgelerdir. Dolayısıyla Kabatepe’ye gittiğinizde o bölgeyi komple gezip size en uygun koyu bulup orada tatil yapmaktır.

Previous ArticleNext Article

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ukrayna Lviv Gezi Rehberi / Adım Adım Her Detayıyla / Gezilecek Yerler 0 85

Hepinize merhaba! Son zamanlarda Türklerin en çok gitmek istediği ülke olan Ukrayna için hepinize yardımcı olabilecek bir rehber derledim. Bu rehberde size Ukrayna’nın kültür başkenti Lviv’e yaptığım geziyle ilgili her türlü detayı ve merak ettiğiniz her bilgiyi vermeye çalışacağım. Benim yazmadığım ama sizin merak ettiğiniz konu olursa yorum olarak belirtebilirsiniz.

Öncelikle, gezimizin aşamalarını özetleyeceğim ve ilk defa gidecekler için soru işaretlerini gidereceğim.

Aşamalar

1. Önce gideceğimiz yeri seçtik. 

Ukrayna / Lviv kenti diye kararlaştırdık.

2. Kimlik başvurusu yaptık.

Nüfus müdürlüğüne gidip yeni kimlik başvurusu yaptık, 7 günde elimize ulaştı.

3. Kaç gün kalacağımıza karar verdik.

Kaç gün kalırsak yeterli olur diye düşündük ve 8 gün kalmayı seçtik.

4. Uçak biletimizi aldık.

Sabiha Gökçen Havalimanı

Uçak biletimizi gideceğimiz tarihten 1 ay 10 gün sonrasına 8 günlük gidiş-dönüş aldık. İnternette “ucuz uçak bileti” arama anahtarıyla girip de en ucuz bileti bulacağını düşünenler şimdiden vazgeçsin. Ucuz bilet arama sitelerinin neredeyse tamamı 796 liradan aşağı gidiş dönüş bileti bulamadı. Ben de son çare Pegasus’un sitesine girip aynı belirttiğim tarihlere gidiş dönüş 375 liradan biletimi buldum ve bulduğum gibi de aldım. Kesinlikle reklam olsun diye söylemiyorum, Pegasus bu tarz uçuşlarda en ekonomik seçenekler sunan firma. Bu durumdan memnun olduğumu belirteyim.

5. Rezervasyon yaptırdık

Booking.com üzerinden cebimize uygun 8 günlüğüne bir apart daire rezerve ettik. 1 ay 10 gün önce rezervasyon yaptığımız için zaten ucuz olan Ukrayna fiyatlarının üstüne bir de yarı yarıya düşmüş oldu. Sadece bir günlük ödemesini yapıp yerimizi garantiye aldık. (Ukrayna’daki otele Türkiye’den nasıl ödeme yaptın sorusu için yazının devamına göz atabilirsiniz.)

6. Belgelerimizi bir araya topladık

Uçak biletimizi, otel rezervasyonumuzu, ve öğrenci belgemizi çıktı olarak yazıcıdan çıkarttık. (Pegasus’ta ödemeyi yaptıktan sonra “Yazdır” seçeneği var, Booking’te ise rezerve onaylandıktan sonra “Yazdır” seçeneği var. Eğer çıkmadıysa mail’inize gelmiştir, orada o seçenek bulunuyor. Öğrenci Belgesi için de turkiye.gov.tr adresinde okulunuzu seçtikten sonra “Yazdır” seçeneği var.)

7. Çanta hazırlığı yaptık

Ben 60 litre çantamı, kız arkadaşım da 50 litre hacmindeki çantasını, ikimiz de 8 kilogramı geçmeyecek şekilde yanımıza gereksiz eşya almadan yükledik. (Yanınıza neler aldınız sorusu için yazının devamına göz atabilirsiniz.)

8. Paralarımızı dövize çevirdik.

Gezi için ayırdığımız paraları uçak günümüz gelmeden 2 gün önce döviz bürosuna giderek Euro yaptık. Ekonomimiz o günlerde baş aşağı vaziyette olduğu için 4,15 civarında bir oranla paramızı çevirmek zorunda kaldık. Türk Lirası olarak sadece dönüş için otobüs bileti paramızı bıraktık.

9. Havalimanına nasıl gideceğimize karar verdik.

11 Temmuz gecesi Çanakkale’den İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına doğru otobüsle yola çıktık. Ara saatlerde çok fazla otobüs olmadığı için, geç kalmaktansa erken varıp havalimanında beklemeyi tercih ederek sabah 7 gibi İstanbul’da indik. (Uçağımız 12 Temmuz saat 14:20’de kalkacaktı.)

10. Havalimanında beklerken karnımızı nasıl doyuracağımızla ilgili deneyim edindik.

Sabiha Gökçen Havalimanına indiğimizde karnımız acıkmıştı, havalimanında herşeyin normalden 6-7 kat daha pahalı olacağını biliyorduk fakat yola Çanakkale’den gece 12 civarında çıktığımız için başımıza geleceklere engel olamadık. Midemizi Ukrayna’ya saklamak daha mantıklı olur diye düşünerek sadece simit yemeye karar verdik ve Simit Sarayına doğru yöneldik. Birer peynirli simit alıp 19 TL para ödedik ve masaya oturduk, tam simite elimi değdim ve o an simitin dün sabahtan kaldığını farkettim. Üstelik biz siparişi verirken saat tam sabah 8’di. İki simiti 20 liraya satıp aynı zamanda bayat yedirmeye de utanmayan Simit Sarayı’yla ne kadar polemiğe girmek istemesem de, sipariş kısmındaki somurtan kadın çalışana “Şirketiniz dünden kalma bayat simitleri bu paraya satmaya utanmıyor mu acaba?” diye bir soru yönelttim ve anında şu cevabı işittim: “Bayat değil bi kere taze onlar yeni çıktı”. Sevgili kadın emekçi arkadaşım, göz göre göre yalan söylemen hiç hoş değildi. Ardından simitleri iade ettik ve hayatımız boyunca Simit Sarayı’na adım atmayacağız diye söylenerek uzaklaştık. Bu da dipnot olsun, çayı 6 liraya, simiti 9-10 liraya satıyorsun bir şey demiyoruz. Fakat insaf, bari insanlara taze ve güzel ürünler yedir ki verdiğimiz para boğazımıza durmasın.

11. Pegasus’ta Check-in yaptık

Simit Sarayından memnuniyetsiz bir şekilde çıkar çıkmaz hemen check-in kısmına yöneldik. Uçağa binmeden önce check-in yapmak şart. Bunu internetten de yapabiliyorsunuz fakat hata verdiği için biz yapamamıştık. Dolayısıyla havalimanında Pegasus’un sırasını bulup sıraya girdik ve sıra bize geldiğinde bagajınız var mı diye sorup kimlik istediler. Bagaj yok dedik, kimliklerimizi verdik. Sırtımızdaki 50-60 litre çantaları görüp tartmadan biletlerimizi verip geçebilirsiniz dediler. Çalışanların hepsi de güleryüzlü ve yardımseverdi. Sorun çıkarma odaklı değil, çözüm odaklı yaklaşan 2 kadın, 1 erkek çalışan vardı. Memnun kaldık.

12. Kimlikle çıkış için belgelerimizi onaylattırdık.

Check-in yaptıktan sonra uçağa binmeye hazır olduğumuzu düşünürken kimlik kontrolünden geri çevrildik. Niye diye soracak olursanız, hem karşılıklı pasaportları kaldırmışız, hem de Ukrayna’ya gitmek için ayrı bir yerde sıraya girip kontrol edilip onaylandı damgası almamız isteniyor. Üstelik check-in sırasından çok daha uzun bir sıra, neredeyse uçağı kaçırıyorduk. Kontrol için oraya gidip onaylatmanız şart, aksi takdirde çıkış izni vermiyorlar.

13. Uçağa bindik.

Kimlik kartlarımızı vererek sorunsuz bir şekilde freeshop alanına geçtik, oradan da dosdoğru uçağa yöneldik. Uçağa bindik ve yaklaşık 2 saat sonra Lviv Havalimanına indik.

14. Uçaktan inip havalimanına giriş yaptık.

Lviv havalimanında Türk olduğumuzu anlayıp yanda ayrı bir sıraya aldılar. Gözümüze çarpan ilk detay havalimanında çalışan amirinden memuruna, çöpçüsünden güvenlikçisine kadar herkesin kadın olmasıydı. Bu detayı vermemin sebebi ilk andan itibaren bize “kadınların sosyal yaşamda iş hayatında belki de erkeklerden bile fazla yer aldığını” düşündürtüp bu düşüncenin bizi memnun etmesiydi. “Ne güzel, kadınlar her yerde özgürce çalışıyor” diyebildik. Tabi aslında normal olan bu durum bize garip gelmişti ne yazık ki.

15. Bizden tüm belgelerimizi istediler.

Sırada beklerken tek tek içerideki odaya alınıyorsunuz ve içeride tam anlamıyla sorguya çekiliyorsunuz. Kadın memur içeride bize yüksek ses tonuyla İngilizce sorular sordu, bütün uçuş bilgilerimizi, rezervasyon bilgilerimizin çıktısını istedi. Ne zaman döneceğimizi ve nerede kalacağımızı onaylattırdı. Ayrıca önümüze kamera kurup cüzdanlarımızdan bütün eurolarımızı çıkarttırıp kameraya göstermemizi istedi. Ve gerçekten son derece sert davrandılar. Türklerden pek hoşlanmadıklarını daha ilk dakikada anlamış olduk. Ardından sorunsuz bir şekilde çıktık ve bize bir form doldurttular, formu verip karşılığında mühürlü bir giriş kağıdı aldık ve bizden kağıdı kesinlikle kaybetmememizi istediler. Sonra da kapıdan geçtik ve Ukrayna’daydık.

16. Paramızın bir kısmını grivnaya çevirdik.

Merkeze kadar lazım olur diye havalimanında 10 euro bozdurup karşılığında 290 grivna aldık.

17. Havalimanından şehir merkezine troleybüsle gittik.

Havalimanının hemen çıkış kapısının karşısından merkeze, sol tarafa doğru giden troleybüsler geçmekte. Durakta biraz beklerseniz troleybüs gelecek ve 2 Grivna karşılığında sizi merkeze götürecek. Eğer gece indiyseniz taksiye binmek yerine Uber kullanın.

18. Kendimize birer tane hat aldık.

Merkeze varır varmaz Vodafone bayisine girip 7GB internetli hattı 6,80 TL’ye satın alıp taktık. Takar takmaz anında açıldı. Gelen mesajlar Ukraynaca, pek aldırış etmeyin önemli bir şey yazmıyor. Eğer telefonunuzu açarken pin ya da şifre isterse 0000 tuşlayın, açılacaktır.

19. Rezervasyon yaptığımız yere gittik.

Aldığımız hatlardan sonra internetimizi aktifleştirip Google Haritalar yardımıyla rezervasyon yaptığımız apartın önüne gittik. Giderken de mail atmayı unutmadık, kapının önünde bir süre bekledikten sonra geldiler, geri kalan ödememizin tamamını euro şeklinde ödedik ve odamıza yerleştik.

20. İlk yemeğimizi yedik.

Bu yazdığımı hafızanıza kazısanız iyi edersiniz. Çünkü Lviv’de saat 23:00’ten sonra hiç bir restoranda yemek yiyemezsiniz. Genelde kapanmalarına yarım saat kala sizi içeri almak istemezler. Saat 23:00 olduğunda ise yemeğiniz bitmediyse dahi paketleri getirip “lütfen paketlere koyup dışarıda yer misiniz?” diyerek sizi bir güzel kovarlar. Ha peki saat 23:00’ten sonra nerede yemek bulursunuz, onu da aşağıdaki yemek kısmında açıkladım.

Niye Ukrayna’ya gittik?

 

Rynok Meydanı

Uzun zamandır kız arkadaşımla birlikte bir Avrupa ya da Balkan ülkesinde herhangi bir şehre gidip bir süre kafa dinlemek için planlar yapıyorduk. Benim yeşil pasaportumun süresi bir hayli geçtiği için ben de kız arkadaşımla birlikte normal pasaport çıkartıp, vize işlemleriyle uğraşmamak için de vizesiz bir ülkeye gitmeyi kararlaştırdık. Bir hafta boyunca kültür ve turistik bölgelerle ilgili araştırma yaptıktan sonra Sırbistan’ın Belgrad kentine gitmeye karar verdik. Bu kararımızı verirken de Belgrad’ın büyük, hareketli ve ucuz olması ön planda olurken bizim için her zaman daha önemli bir faktör olan, bilim insanı Nikola Tesla’nın memleketinin Sırbistan olmasıydı.

Tarihler 1 Haziran’ı gösterirken bilet almak üzere laptopımı açtım ve açılış sayfamda karşıma çıkan ve gözüme ilişen ilk haber “Türkiye’den Ukrayna’ya kimlik kartıyla geçiş bugün itibariyle başladı” haberi oldu. Haberi gördükten sonra kız arkadaşımla birlikte karar değiştirerek hem vize hem de pasaport ile uğraşmama fırsatını değerlendirip Belgrad’ı bir sonraki gezimize bırakmaya karar verdik.

Peki neden Lviv şehrini seçtik?



Bizim gezilerimizdeki asıl amaç her zaman için kültür, sanat, tarih ve turizm olmuştur. Lviv kentini seçme nedenimiz elbette ki Ukrayna’nın kültür başkenti olmasıydı. Aynı zamanda araştırmalarımızdan yola çıkarak mimari yapısının diğer Ukrayna şehirlerinden farklı olarak Orta Çağ Avrupa mimarisi şeklinde olduğunu öğrenmiştik ve biraz daha kültür ve tarih kokmasını umduğumuz Lviv kentini seçtik.

Şehir Ukrayna’nın en batısında Avrupa’nın içi sayılabilecek bir coğrafyada yer alıyor ve Polonya sınırına yalnızca 72 kilometre uzaklıkta. Lviv aynı zamanda eski bir Polonya kenti. Biz de tercihimizi “Lviv” den yana kullanıp ne kadar orjinal bir şehir olduğunu gezimiz boyunca deneyimleyip öyle karar vermek için beklemeye başladık.

Kimlikle geçişte sorun yaşadık mı?

Basit bir kahvaltı

Henüz iki ülke de duruma tam alışamamış. Ne Türk memurları, ne de Ukrayna memurları tek seferde sorunsuz bir geçiş sağlayamıyor. Bunun sebeplerinden birisi hem alfabemizin tamamen farklı, dilimizin oldukça yabancı, ve her iki milletin de İngilizce’lerinin oldukça zayıf olması. Diğer sebep ise kimliklerin kalkmasına rağmen yoğun güvenlik önlemlerinden dolayı kontrollerin kat kat fazlalaşmasıydı.

Genel olarak kimlikle geçiş herhangi bir sıkıntı yaratmıyor, fakat elinizde pasaport varsa geçişiniz nispeten diğerlerine göre daha kolay olacaktır.

Ukrayna’ya adım attıktan sonra ilk izlenimlerimiz

İlk gün sırtımızda çantalarla şehir merkezine gitmek için troleybüs durağında beklemeye koyulduk. Yaklaşık 15 dakika sonra troleybüs geldi ve bindik, ardından yarı İngilizce dilimizle şehir merkezine gidiyor mu gibi sorular sorduktan sonra ücreti sorduk, 2’şer grivna dedi. (Yaklaşık 25 kuruş) 4 grivna uzattıktan sonra bize 2 adet kağıt bilet verdi, biz biletlere baktık ve ardından otobüsten 2-3 Ukrayna’lı teyze bize Ukraynaca bir şeyler söyledi. Biz haliyle anlamadık fakat şansımıza troleybüsün içinde az önce uçaktan inen bir İngiliz abi de bulunuyordu. Bizim anlamadığımızı fark etti ve duruma el attı: “O biletleri alıp işte böyle yapmanız gerekiyor, çok ilkel ama çok güzel, eskileri hatırlatıyor” diye konuşurken elindeki biletleri otobüsün cam kenarında duran kıstırmalı demir parçasının arasına kıstırıp ortalarından delik açtı ve biletler kullanılamaz hale geldi. Meğerse biletleri tekrar kullanamayalım diye demirlerin arasına kıstırıp herkesin gözü önünde yırtmamız gerekiyormuş.

Lviv – Lychakivska Caddesi

 

Şehirde otobüsler ve dolmuşlar aşırı eski. Hatta kelimenin tam anlamıyla dökülüyorlar diyebilirim. Zaten arnavut kaldırımlı yollardan dolayı hiç bir araçta ne ön takım ne de alt takım diye bir şey kalmamış. Hepsi günde kilometrelerce tangır tungur yol gitmekten mekanik sesler çıkarmaya başlamış. Bu eski araçlara bazı tramvaylar da dahil edilebilir. Genel anlamda modern tramvay çalışıyor olsa da, neredeyse tamamen çürümüş ve üzerinde boya kalmamış, şase kısmı ortadan kırılmak üzere olan bir kaç vagonla karşılaşıp şaşkınlığımı gizleyememiştim. Öyle bir hurdanın raylar üzerinde yol alması çok garibime gitmişti.

Şehir merkezine giden kavşak, Lychakivska caddesinin başı
Merkezde olan Rynok Meydanına doğru sırtımızda çantalarla yorgun argın yürürken, neredeyse girdiğimiz her esnaftan da azar yiyip çıkmayı ihmal etmedik. Büfeci kadın ablamızdan bir adet gazsız içme suyu istediğimizde bizi bir türlü anlayamayıp 20. saniyenin sonunda “alıyorsan al almıyorsan s**git” bakışı atarak elimizden suyu çekip almasını bir süre şok içinde karşılamıştık.
Neredeyse Türkiye ve bir kaç Ortadoğu / Asya ülkesi hariç tüm ülkelerde normal karşılanan “adımını atar atmaz yayaya yol verme” olayı Ukrayna’da da aynı bildiğimiz gibiydi. Gerçi alışınca insan Türkiye’de bir kaç gün zorluk çekiyor. Daha önceki Almanya, Hollanda, Avusturya gezilerimde de alışıp Türkiye’de ölüme yaklaştığım anlar olmuştu tabi.
Bindikleri arabalar genelde 90’ların sonuyla harmanlanmış 2000’lerin başında çıkan araçlardı. Çoğunlukla Alman markaları tercih eden Ukrayna halkı eski model sağlam Volkswagen ve BMW’lere bayılıyor diyebilirim. Özellikle yoğun bir 92 kasa Passat ve 94 kasa BMW 320 popülasyonu mevcut. Türkiye’de ender görülen bazı spor araçlara da rastlamak mümkün.
Lviv’e inmeden önce internetten çok küçük bir yer olduğunu neredeyse bir çok blog yazarı yazmış. Fakat Lviv’in Türkiye’deki karşılığı büyüklük olarak Eskişehir ve Antalya şehirleri diyebilirim. Yani aslında yazılardan okuduğumuz küçücük Lviv ile pek bir alakası yok. Eğer her yerini gezmeye kalksanız günler sürer. Ama müzeler ve şehrin doğal yapısı kesinlikle bir kültür başkenti olmayı hak ediyor.

Ukrayna ne kadar ucuz?

Müze biletçisi teyze

Ukrayna’yı ucuz diye tercih edenlerin sayısı epey fazla. Peki gerçekten ucuz mu? İki kelimeyle cevap vermek gerekirse: Evet ucuz! Bizim bir liramız bizim gittiğimiz tarih itibariyle 7,3 Ukrayna grivnasına eş değerdi. Ve bir 50’lik Tuborg’un fiyatı marketlerde yalnızca 9,5 grivna. Bizim içtiğimiz 50 cl’lik suyun fiyatı ise yine aynı markette 9,6 grivna. Bu ülkede alkol gerçek anlamda sudan ucuz. Peki sadece alkol mü? Hayır, yeme içme yatma gezme kat kat ucuz. Bir akşam yemeğini tıka basa doyarak, içeceği, patates kızartması, salatası, dana etli bilmemnesi ve yanında yine diğer bilmemnelerle ortalama bir restoranda yalnızca 95 grivnaya yiyebiliyorsunuz. Ki bu da 12-13 küsür lira civarına denk geliyor. Ulaşımı yukarıda da belirtmiştim. 30-40 kuruşlara otobüse tramvaya troleybüse binmeniz mümkün. İçlerinde en pahalısı tramvay, o da 6 grivna. 80 kuruş civarı bir para.

Yani kısacası Ukrayna’da dert etmeniz gereken en son şey para. Gittiğiniz zaman gerçekten dert edilebilecek başka noktaları olduğunu kendiniz göreceksiniz. Peki nedir bu noktalar? Aşağıda belirtelim.

İnsanların yaklaşımı ve genel yapıları

 

Putin’i sevmeyen Ukrayna’lıların hediyeliği.

Çalışan nüfusunun büyük bir çoğunluğu kadınlardan oluşan Lviv kentinde kaldığımız süre boyunca gözlemlediğimiz en büyük şeylerden biri, kadın erkek fark etmeksizin bütün çalışanların kesinlikle suratsız ve hatta agresif olmasıydı. Bunda Türklere olan yaklaşımlarının da çok çok olmasa da yine biraz etkisi olduğunu söylemekte yarar var. Çünkü genel anlamda yapıları böyle, aşırı soğuk davranıyorlar, çok gerekmedikçe gülümsemiyorlar. Ve gariptir ki neredeyse hiç mimik kullanmıyorlar. Düz bir şekilde cümleye girip, söyleyip, bitirip, sadece dudak hareketleriyle anlatmak istediklerini anlattıklarını “sanıyorlar.” Halbuki bizler gibi sıcakkanlı bol mimikli bir insan ile soğukkanlı donuk ifadesiz bir insanın sorunsuz biçimde iletişim kurması neredeyse imkansıza yakın.

Peki hiç güzel insanlara denk gelmedik mi? Tabi ki denk geldik, koskoca bir halk için genelleme yapıp herkesin aynı olduğunu düşünmemiz yalnızca bir aptallık olurdu. Henüz size bahsetmediğim Kryjivka adlı mekanda çalışan iki gözlüklü arkadaştan daha iri olanı kesinlikle tam bir Türk garsondu. Ukraynalılardan beklenmeyecek şekilde sıcak kanlı ve güler yüzlüydü. Üstelik her sorduğumuz soruya usulca cevap vermeye çalışıp gece boyunca mekan içinde bize yardımcı oldu. Her ne kadar bu yazımı görmeyecek olsa da kendisine teşekkür ediyorum.

Yengeçli Lay’s.

Ukrayna’da Yemek

Uçaktan indiğimiz zaman ikimiz de kurt gibi acıkmıştık, Lviv’de ilk olarak “nerede yemek yiyebiliriz?” sorusuna odaklandık ve sırtımızda devasa çantalarımızla bulduğumuz ilk restorana oturduk. Bir et restoranıydı, fakat o da ne? Koca bir menüde yazan her porsiyon yarımşar kiloydu ve fiyatları da kilosu üzerinden yazılmıştı. Biz ise küçük mideli iki kişi olarak menüde yazan her şeyin bize fazla geleceğini düşünerek oradan kalktık. Et restoranlarının hemen hemen hepsinde sabit bir şekilde en az 350-400 gram olacak şekilde dana etleri bulunuyor, fiyatları Türkiye’dekine oranla neredeyse 8-10 kat daha ucuz. Yani şöyle söylemek gerekirse, bizim Lviv’de iki dana porsiyona toplamda verdiğimiz 13 lira, Türkiye’de yaklaşık olarak 110-130 lira arasında bir fiyat olarak bizleri karşılardı.

Et Restoranlar

Rynok meydanının 600-700 metre çevresinde daire çizecek olursanız 3-4 tane enfes şekilde et restoran bulabilirsiniz. Hatta bu restoranların iki tanesi Ukrayna’nın en iyi et restoranlarından. Fiyatları ve etlerin boyutunu zaten söylememe gerek yok. Gidin ve kendinize en sevdiğiniz eti söyleyin.

Pizza Restoranlar

Rynok meydanında bulunan belediye binasını karşınıza aldığınızda tam sağınızdaki sokağın başlangıcında köşede bulunan Pizza Celentano’da çok komik rakamlara devasa pizzalar yiyebilirsiniz. Üstelik bahsettiğim yer Lviv’in en meşhur pizza dükkanı. Örnek vermek gerekirse Domino’s gibi şirketlerin bize “Devasa Boy” diye satıp üzerinde sadece sosisle peynir, bir de ufak tefek ıvır zıvır bulunan ekmeksi pizzalara verdiğimiz 34,90 TL fiyatına Pizza Celentano’da “”üzeri o kadar dolu ki ekmeği bile gözükmeyip yanından taşan”” tam 4 adet devasa boy pizzayı yemeniz mümkün. Merak etmeyin zaten 1 adet Pizzayı yiyip bitirmeniz o kadar kolay değil. Öyle ki, biz kız arkadaşımla yalnızca bir adet söyledik ve inanın ikimiz de doyduk. Ama bu bahsettiğimiz devasa diye satılmıyor, “Orta boy” oluyor. O kadar da mütevazılar ve sadece 8 TL gibi bir rakam ödüyorsunuz.

Kahvaltı Restoranları

Pasta yapan her daim özgür olan çocuklar

Türk olduğumuz için ister istemez şöyle peyniriydi, yumurtasıydı, zeytiniydi gibisinden bir kahvaltıyı ister istemez her sabah arıyorsunuz. Fakat size tavsiyem, Ukrayna’da böyle bir kahvaltıdan kesinlikle uzak durmanız. Hem sizi doyurabilecek bollukta bir Türk kahvaltısı yapmanız mümkün değil, hem de orada bu işi yapmaya çalışan Türkler oldukça kazık fiyatlara size peynir ekmek satmaya çalışıyor. Öncelikle size gitmemeniz gereken bir yer söyleyeyim; Glory Cafe. İnternette bir çok yerde okumuştum, efendime söyleyeyim mutlaka gidin serpme kahvaltı yapın çay için falan filan. İnanın alakası bile yok. Hem de fiyatlar öyle kazık ki, size bir dilim ekmeği 1 liraya, içinde 4 parça domates 2 parça peynir ve 4 zeytin olan tabağı da 17-18 “Türk Lirası”na yani 120-130 grivna gibi bir fiyata satıyorlar. Üstelik çayları da bir o kadar lezzet yoksunu. Değerli işletmeci abimiz, bu satırları okuyorsan bir kaç tavsiyede bulunayım;

Birincisi; Mekana müşteri geldiğinde Ukraynaca bile olsa “hoşgeldiniz” diyen bir eleman almalısın. Hadi onu yapamadı diyelim, en azından oturduktan 15 dakika sonra bile olsa görüp bön bön bakmaktansa gelip “siparişinizi alabilir miyim” diyen biri olsaydı bari. Hadi hiç birini yapmıyor bu şahıs, en azından gülümsesin be. Suratlarından düşen bin parça, ilgi alaka sıfır. Böyle midir Türk geleneği?

Bira Fabrikası

İkincisi; Fiyatlar ne öyle, Türkiye’den daha pahalı. Ürünlerinize Ukrayna ekonomisinde Türkiye fiyatlarıyla değer biçmişsiniz. Biz fırsatçılık olarak algıladık ve kimseye de tavsiye etmiyoruz. Ukrayna’da yiyebileceğiniz en pahalı kahvaltı Glory Cafe’de, bizden söylemesi.

Tavsiye edeceğimiz en güzel yer ise tabi ki “Lviv Croissant”. Her sabah insanın canı kruvasan çeker mi? O kadar güzel yapılırsa çeker niye çekmesin. Bir de şöyle bir durum var, Türkiye’de kruvasan kültürü olmadığı için kruvasanı Türkiye’de marketlerde satılan “poşetteki kuru ve bayat kruvasan çakmalarıyla” karıştıran çok fazla Türk gördük. Arkadaşlar kruvasan, bayat ekmeğin içine 3 gram ağırlığında çikolatanın yayıla yayıla gözükmeyecek hale geldiği kuru bir yiyecek değildir. Lviv’deki bu kruvasancıya giderseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Benim kahvaltı tavsiyem, içinde salam, sos, yumurta, salatalık vb. bir çok kahvaltı ürününün olduğu ve menüde “Lviv” ismiyle yer alan kruvasan. Bir diğeri ise “Royal Kruvasan”, bu ikisi bir kahvaltı için en ideal yiyecekler. Ama yanına limonata pek mantıklı bir seçenek değil, çünkü limonatayı suyun içine bir dilim limon atarak yapıyorlar bilginiz olsun. Öğleden sonra ise çikolatalı kruvasanı kesinlikle öneririm. Bu arada bunlar içi boş ekmek şeklinde gelmiyor, elinize aldığınızda ya kruvasanı kapatamıyorsunuz, ya da kapatırsanız kenarlardan malzemenin yarısı tabağınıza akmış oluyor. O kadar bol koyuyorlar malzemeyi. Zaten Ukrayna’da en dikkat çeken şeylerden biri, altını çizerek söylüyorum “Hiç bir” işletmenin malzemeden kaçmaması. Bakın bunu yazarken yine canım çekti, olsaydı da yeseydik.

Sokak sanatçısı

Çin – Japon Restoranları

Ben bu zamana kadar “kendi isteğimle suşi yememiş” ve “muhtemelen sevmeyeceğimi” düşünen bir insan olarak, kız arkadaşımın ısrarları ve ucuzluğun da etkisiyle bir Suşi restoranına girmeye ikna oldum. Fakat sonuç bunca yıldır tahmin ettiğim şeyle aynı çıktı ve hem kız arkadaşım, hem de ben, tabağımızı öylece bırakıp hızla uzaklaştık. Bir daha hayatım boyunca yiyeceğimi sanmıyorum. Dileyenler Ukrayna’da bolca bulunan Çin restoranlarına girip bol bol yiyebilirler. Zaten suşi de bedava sayılır.

Ev Yemekleri ve Açık Büfe

Çok fazla ev yemekleri restoranı bulunmamakla birlikte, bizim karşılaştığımız tek ev yemekçisi ve açık büfe restoranı da Rynok meydanına bağlanan caddelerden birinin ara sokağında köşede bulunan bir restorandı. Yemekler hoş gözüküyordu fakat tok anımıza denk geldiği için yemedik.

Çin restoranı

Bu restoranlar için tam adres ya da isim isteyenler de alta yorum olarak yazabilir. Yazıyı yazarken her şey aklıma gelmediği için, isteyen olduğunda isim ya da adres vermem daha kolay olacak.

 

Ukrayna’da Cafeler ve Barlar

Lviv’de hayran kaldığımız şeylerden biri de cafeler ve dekorlarıydı. Türkiye’de hiç bir kentte rastlamadığımız dekor ve sanat anlayışına sahip cafeleriyle Lviv’deki cafeler tam bir müzeyi andırıyor. Sırf bu cafeleri görmek için bile 3-4 günü Lviv kentine ayırmak inanın hiç de mantıksız değil. Gelin hızlıca göz atalım:

Pravda Bira Fabrikası

Pravda Bira Fabrikası

Rynok meydanının ve Lviv’in tam da en can alıcı / merkezi noktasında bulunan 3-4 katlı bu fabrikada hem bira üretiliyor, hem bira satılıyor, hem canlı müzik ve cafe amacıyla, hem de hediyelikçi olarak kullanılıyor. Güzel bir dekora ve ambiyansa sahip bu fabrikada yalnızca kendi üretimleri olan “Pravda Biraları ve Pravda içkileri” satılıyor. Biz biraları çok beğendik, bir kaç türde ana biraları var ve örneğin: “Hafif, Orta, Yüksek” gibi seçenekleri mevcut. Orta olan iyi içimli normal alkollü, Dark olan da kendine has ama acı olmayan tadıyla bizi bizden alan yüksek alkollü bira. Daha çok fazla seçenekleri mevcut, denemek için gitmekten başka seçeneğiniz yok. Biralarını aynı zamanda dünyanın farklı ülkelerine ihraç ediyorlar.

Drunk Cherry Kiraz Likörleri

Kiraz Likörü Dükkanı / Drunk Cherry

Bu küçük tatlı likörcü Rynok meydanının sağ tarafında yer alır ve “kesinlikle ama kesinlikle” Lviv’in en canlı noktasıdır. Çünkü bu üreticilerimiz kiraz likörünü o kadar güzel yaparlar ki, insanlar bu likörü hem içmek, hem de şişeyle alıp gitmek için önünde sürekli sıra olurlar. Sıraya girersiniz, sıranız gelince “bir tane alabilir miyim” dersiniz, küçük mü büyük mü istediğinizi söylersiniz ve hemen karton bardağa güzel kokulu kiraz likörü konulur, içine de 7-8 tane kiraz atılır ve karton bardağınızı alıp dışarıda kaldırımda bulunan uzun bar masalarına geçip ayakta insanlarla iç içe ve eğlenerek likörünüzü içersiniz. Lviv’de kesinlikle yapılması gereken bir şey. Bilgilerinize.

Kahve Fabrikası

Kahve Fabrikası / Mahzenleri

Likörcünün hemen çapraz köşesinde bulunan “Lviv Coffee Manufacture” adlı kahve fabrikası, yer altı mahzenleri, hediyelik alabileceğiniz güzel dükkanı ve içeride, hatta yer altındaki mahzenlerde kahvelerinizi içebileceğiniz aynı zamanda bir cafe. Yer altına inerken sizi karşılayan görevli size kafa lambalı birer madenci kasketi veriyor. Sebebi ise aşağısının zifiri karanlık olması ve hiç lamba bulunmaması. Kafa lambanızı açın ve yer altı mahzenlerini dolaşmadan yukarı çıkmayın.

El yapımı fındıklı çikolata

El Yapımı Çikolata Fabrikası

Lviv’in en tatlı cafesi tabi ki “Lviv Handmade Chocolate”. Bugüne kadar çikolata yediğinizi düşünüyorsanız sadece gidin ve bir adet çikolata istediğinizi söyleyin. Bardağa akan çikolata aromalı bir sıcak çikolata değil, saf çikolatanın erimiş hali. Tavsiye isterseniz, sütlü çikolataya fındık koydurun, zaten soracaklardır. Burası da kahve fabrikasının hemen sağdaki sokağında bulunur.

House of Legends

House of Legends

Google amcaya yazınca Lviv fotoğraflarında gördüğünüz “terastaki araba” temalı fotoğraflar var ya, işte o araba bu cafenin terasında ve fotoğraflar da burada çekilmiş. Evet araba 4 kat çıktıktan sonra bir cafenin en tepesinde, dilerseniz arabanın içine oturup fotoğraf çekilebilirsiniz. Ya da hemen yanındaki kulesine çıkıp manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Bu cafeyi öyle uzaklarda aramayın. El yapımı çikolatacının hemen arka çapraz sokağında yer alır.

Kryjivka

Kryjivka

İşte Lviv’in en ambiyanslı cafelerinden biri daha! Ama sağda solda çok gezmeyin bulmak için. Çünkü eğer yerini bilmiyorsanız veya haritadan bakmadıysanız bulmanız neredeyse imkansız. Hatta bulsanız bile girişini kestirmeniz çok zor. Halbuki Rynok meydanının tam da merkezinde yer alır. Belediye binasının hemen sağ tarafındadır girişi. Fakat ne bir tabela, ne bir mekan gözükür bakınca. Pasaj girişine benzer bir yer vardır, oradan geçersiniz, karşınıza iki tahta kapı, bir de üst kata çıkan bir merdiven gelir. Siz aval aval bakarken yanınızdan birisi geçer ve soldaki tahta kapıya iki kez tıklatır, kapı 5 saniye sonra açılır ve “PAROLA?” diye bağırır. Girmek isteyen kişi “Slava Ukraine” diyemezse içeri alınmaz ve kapı kapanır. Siz girer “Slava Ukraine” diye bağırırsınız, kapı açılır ve sizi 40-50 yaşlarında bir Ukrayna askeri/generali karşılar. Sonra da bağırır: kapıyı kapatın. Eğer Türk olduğunuzu anlarsa bunu Türkçe söyler. Hemen elinize birer tane “Sert bir shot içki” verir ve içerideki diğer kapıyı açarak sizi ikinci dünya savaşı esnasında sığınak olarak kullanılan yer altı odalarına doğru indirir. Bu odalar tabi ki “Kryjivka” barının içidir ve loş ışıkta bir çok oda ve bu odalarda masalar vardır. Size eşlik eden asker siz indikten sonra geri çıkar ve yine kapı nöbetine devam eder. Siz oturur, enfes yemeklerden ya da alkollerden sipariş verirsiniz. Sonra çılgın garsonun teki elindeki tabancayı size doğrultur ve bağırır: “Parolayı söyleee!!” Siz anında söylemezseniz tabancayı ateşler ve gerçekten tek el silah atışı duyarsınız. Fakat silah tabi ki boş, korkmanıza gerek yok. Sadece sesinden sıçrayabilirsiniz. Hatta bu parolayı unuttuysanız başınız dertte, çünkü iki üç kez daha size ateş eder ve ardından yemeğinizin orta yerinde kaldırır ve sizi hücreye atıp zifiri karanlıkta kilitler. Kapının deliğini açar ve silahı başınıza dayayıp parolayı söyletene kadar ateş eder. Bu mekanın sigara içme bahçesine de tünellerden geçerek çıkarsınız. Sonra bir bakarsınız, o da ne? Bahçede koca bir tank var. Yanında da envai çeşit ikinci dünya savaşı komuta merkezine benzetilmiş dekorlar. Kesinlikle muhteşem bir ambiyans. Bu mekana gitmeden şehirden dönmek yerine Ukrayna’ya gitmeyin daha iyi. Gece 23:00’ten sonra yemek ya da atıştırmalık yiyebileceğiniz yerlerden biri.

Masoch Cafe

Masoch Cafe

Mazoşizmin yaratıcısı anısına kurulmuş, arada kırbaç sallayan elemanların olduğu mekan. Çok bir esprisi yok, küçük bir cafe. Çikolatacıyla aynı sokakta.

Gasova Lampa

Gasova Lampa

Gaz lambalarıyla dolu bu mekan, gaz lambasının mucidi anısına açılmış güzel ve değişik bir dekora sahip bir mekan. Dışarıdaki masaların olduğu kısımda da, içeride de tavana ve iplere asılmış onlarca gaz lambasıyla dolu loş ışıklı bir ambiyansı var. Girip kesinlikle bir şeyler yiyip içilmesi gereken bir yer. Tek dezavantajı İngilizce menülerinin olmaması. Slav alfabesinden bir şeyler çıkarabilir ya da garsonla anlaşabilirseniz gönül rahatlığıyla sipariş verebilirsiniz.

 

Music Lab

Kruvasancının yan sokaklarından birinde bulunan bu mekan bir Rock bar. Müzikleri ve ambiyansı hoş, gece 23:00’ten sonra da fast food tarzı yemekler sipariş edip yiyebilirsiniz ve aç kalmazsınız. Hamburgerleri, patatesleri güzel. Rock müzik severler için gidilip bira içilmesi gereken yerlerden biri. Fiyatları da diğer bazı cafelere oranla uygun.

Vapiano Cafe

Vapiano Pasta / Fresh İçecekler

Bu cafeye yorulduğumuz için oturduk, yeri ve ortamı hoşumuza gitti. Ama bizim oturduğumuzu görüp gözümüzün içine içine bakmasına rağmen garsonların üçü de bizim yanımıza gelmediler. Tam 2 dakika boyunca gözlerinin içine baktık, inanın onlar da bize bakmasına rağmen ne bir hoşgeldiniz ne de bir menü getirelim diyen olmadı. Hatta en son seslendim, kız efendim dedi ve yine ayakta dikilmeye devam etti. Parmağımla çağırdım ancak o şekilde anladı ve menü istediğimi söyledim. Suratsız şekilde gidip menü getirdi ve yine aynı yerde dikildi. Ve çıldırtırcasına bu sefer de sipariş almaya gelmedi. Baktı, baktı ve baktı. En son yine elimle çağırdım ve istemeye istemeye sipariş aldı. Hizmet sıfır olmasına rağmen fresh içeceklerin tadı mükemmel ve organikti. Eğer cinnet geçirmem diyorsanız gidip zar zor da olsa bir içecek siparişi verin derim.

Ukrayna’da Giyim ve Teknoloji Alışverişi

Lviv’de gördüğümüz kadarıyla Ukrayna’lıların giyimle uzaktan yakından alakaları yok. İhtiyaçları olmasa inanın uğramayacaklar bile. Hatta Lviv’in en işlek mağazaları ikinci el satan giyim mağazaları. Normal sıfır satanlara oranla çok daha kalabalıklar. Zaten sıfır giyim ülkede pahalı. Bir tişört almak için yaklaşık 25 bira içebileceğiniz ya da 2 gün boyunca yemek yiyeceğiniz parayı ödüyorsunuz. Bu da haliyle Ukrayna’lıların pek işine gelmiyordur. Giyim adına fiyatların uygun olduğu yerlerden biri çok garip ama Forum Lviv adlı büyük alışveriş merkezi. İçerideki “Zara, Mango, LC Waikiki, Pull&Bear” gibi mağazalar, dışarıdaki kıytırık mağazalara oranla çok daha ucuz. Hele içeride “Cropp” adlı bir mağaza var ki, gençler için hem sokak modası, hem Türkiye’de bulamayacağınız tarzda farklı ürünler satıyor ve fiyatlar Türkiye’deki mağazaların bile neredeyse yarısı fiyatında. Ukrayna’da tek alışveriş yaptığımız mağaza burasıydı. Bir daha gittiğimde Cropp için ayrı bir bavul ayırmak hiç de mantıksız olmaz. Bu AVM’de aynı zamanda yemek zincirleri, Migros benzeri bir süpermarket falan bulunuyor. Zaten bizim gördüğümüz tek süpermarket de burasıydı. Buraya gitmek için herhangi bir vasıta kullanmak zorunda değilsiniz. Rynok meydanından 15-20 dakikalık bir yürüyüşle Forum Lviv’e ulaşabilirsiniz. İkinci el alışveriş için Letgo’yu Ukrayna’da da kullanabilirsiniz.

Teknoloji için de aynı durum söz konusu. Ukrayna’ya gidip telefon, tablet, bilgisayar getirmek isteyenler bu fikirlerini gözden geçirmeli zira ülkede Teknoloji de pahalı. Gerçi Türkiye’de binen vergiler, Türkiye’yi bu konuda en pahalı ülkelerden biri yapıyor ama Ukrayna’dan almak da az biraz daha ucuza gelse bile “servis ve garanti” gibi sebeplerden ötürü bu seçeneği mantıksız kılıyor.

Ukrayna’da Market ve Alkol Alışverişi

Yukarıda da söyledim, Ukrayna’da süpermarket sayısı çok az. Hatta Rynok meydanı yakınlarında bir tane bile süpermarket yok. Alacağınız her şeyi civardaki bakkallardan almanız gerekiyor. Ama bizim tavsiyemiz ihtiyaçlarınızı saat 12’den önce almanız. Çünkü gece yarısından sonra bakkallar kapılarını kapatıyorlar ve cam bariyerden alışveriş yapıyorsunuz, küçük pencereyi açıp siparişinizi öyle veriyorlar. Kapısı komple açık olan bakkallarda ise alkol almak isteyen insanlar öyle sıralar oluşturuyor ki bir bakkalın önünde 50-60 kişilik bir sıra görüp moralinizi bozabilirsiniz. Hele bu ihtiyacınız sadece bir su ise iyice canınız sıkılabilir çünkü kenardan sıvışayım su alıp çıkacağım gibi bir durum yok. Ukrayna’lılar herkesin işini sırasıyla yapar. Aynı anda yandakine bira verip, diğer yandakine sigarasını verirken biranın parasını alıp size de dönüp “alın suyunuz” diyemezler. Çünkü bunu muhtemelen yalnızca Türkler yapabiliyor. Öyle bir pratiklik beklemeyin sakın. Suyunuzu alırken de “No Gas” demeyi unutmayın, o kadar sıra bekleyip su yerine soda alırsanız oturup merdivende ağlayabilirsiniz.

Jagermeister – 257 Bölü 7,4 🙂

Bir paket Marlboro yaklaşık 4 TL civarında, diğer sigaraların bir çoğu daha ucuz. Ayrıca yurda dönerken yanınızda getirebileceğiniz 2 karton sigarayı Forum Lviv’deki süpermarketin sigara kısmından alırsanız çok daha indirimli alırsınız.

Marketlerde genel anlamda her şey var, yoğurt ve ayran konusunda biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz, ama birinden birinde yoğurt da ayran da buluyorsunuz illa ki. Sadece bakkalcıyla anlaşmakta biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz. Yoğurda her yerde yoğurt denir, ama meyveli mi meyvesiz mi onu anlamak size kalmış.

Ukrayna’da Müzeler ve Diğer Uğrak Noktaları

Eğer denk gelirseniz Opera Binasından bir operaya gitmenizi tavsiye ediyoruz. Yine Opera binasının yan tarafındaki caddede müzeler bulunuyor ve giriş ücretleri de 5-10 grivna civarı makul ücretler. Tek tek müzeleri yazmak delilik olur, çünkü Lviv, Ukrayna’nın kültür başkenti ve sayısız müze ve sanatla ilgili onlarca bina bulunuyor. Yine aynı şekilde Rynok meydanında ve civarında bir çok müze bulunuyor. Özellikle üst tarafta bulunan Savaş müzesine gitmelisiniz.

Ayin sırasında bir kiliseye mutlaka uğrayın. Fotoğraf veya video çekmeye çekinmeyin, ibadet edenleri rahatsız etmeyecek şekilde fotoğraf ve video çekebilirsiniz. Turist olduğunuzu unutmayın.

 

High Castle

Lviv’e tepeden bakabileceğiniz bu güzel nokta, onlarca basamaktan sonra size bu güzel manzarayı sunuyor. Ağaçların içinde tepeye doğru yol alırken aynı zamanda bir doğa yürüyüşü yapmış olacaksınız. High Castle’e çıkmadan dönmenizi tavsiye etmiyoruz. Hem güzel doğanın içinde bulunmak, hem yukarıdaki güzel manzarayı izleyip soluklanmak inanın günlerin yorgunluğunu bile alıyor. Gördüğümüz tek ücretli tuvalet High Castle’a çıkmadan önce aşağıda bulunan kısımda yer alıyor. Civarda başka tuvalet olmadığı için gelir kapısına çevirmişler ve ülkenin her yerinde olduğu gibi, oradaki çalışan olan tuvalet görevlisi de bir kadın. Kadınların her kolda özgürce sınırsız ve sorunsuzca çalışabildiğini söylemek gurur veriyor. O yüzden dikkatimi çeken bu detayları her seferinde sizlerle paylaşıyorum. Darısı Türkiye’nin başına.

High Castle’dan Lviv manzarası

Ukrayna’da Gece Kulüpleri ve Diskolar

En merak edilen konuyu en sona bıraktım, çünkü bunu merak edenler genelde ülke ya da şehir hakkında hiç bir şeyi önemsemiyor. En azından aşağıya kadar inerken bir kaç görsel görüp “aa iyiymiş” deyip ilham verebilirsem ne mutlu bana.

Lviv’de gece hayatı var, eğer gideceğiniz yerleri bilirseniz uyumadan günü çevirmeniz hiç de zor olmaz. Ama ben size altından daha değerli tavsiyeler vereceğim.

Öncelikle Ukrayna’nın dört bir yanını sadece kadınlar için gelen Türk erkekler sarmış durumda. Lviv bu konuda en az etkilenen yerlerden biri (Çünkü Lviv kültür başkenti, kadın için gelen adam kültürsüz adamdır). Ama ona rağmen azımsanmayacak derecede Türklerden rahatsızlık duyuyorlar. Gece kulüpleri mevcut ama bunların hangilerine gidilebilir hangilerine gidilmez size öneriler sunacağım.

White Rabbit

Burası bir striptiz kulübü, aynı zamanda ayak altında bir mekan. Rynok meydanına yakın bir noktada, tuhaf vitrinli garip mekan. Gidip zamanınızı harcamaya değmeyeceğini düşünüyorum. Biz girmekle zaman kaybetmedik. Ama striptiz için gidenler girip kendileri karar verebilir.

Rafinad People

Türklerin uğrak yeri, Ukrayna’lılar tarafından hiç tavsiye edilmeyen bir mekan. Kadınlara giriş ücretsiz. Kapısına kadar gidip Türkiye’ye geldiğimizi sandığımız için geri döndüğümüz mekan.

Fashion Club

Striptiz club olmadığı için Türk erkekler tarafından nispeten daha az tercih edilen ve daha az giriş ücretine sahip bir mekan. Dışarı kısmı da mevcut, orada da cafe gibi oturmanız mümkün. Dışarısı için giriş ücreti yok. Ukrayna’lıların tercih ettiği iki clubtan biri burası. Diğeri de aşağıdaki club.

MALEVICH Night Club




Malevich Club

Ukrayna’lı gençlerle muhabbetimiz esnasında sorduğumuz: “Burada sizin en çok gittiğiniz club hangisi?” sorusuna aldığımız cevap sonrasında keşfettiğimiz ve Lviv’in en sağlam club’ı olan Malevich Night Club, gençlerin bize söylediği kadarıyla şu an için yalnızca kültürlü Türklerin tercih ettiği bir mekan. Kadın ve erkek giriş ücreti aynı, İlk girişte küçük gibi gelse de arka tarafına dönünce şokla karşılaşabileceğiniz koca koca locaları bulunan devasa tavanlı tam bir disko. Biz sadece keşfetmek için gitmiş olsak da gecemizin sonunda önümüzü zar zor görerek sabah 7:45 sularında eve döndük. Alkol fazla ucuz. 2 long bardak Cin-Sprite, bir adet karışık kokteyl, iki adet shot ve bir adet Absinth (en ispirtolusundan) içip toplamda 21-22 lira verdiğime hala daha inanmakta güçlük çekiyorum. Üstelik alkoller gerçekten alkol, alkol diye sprite ya da meyve suyu içirme muhabbeti inanın sıfır. Çünkü alkol her yerde ve her zaman ucuz. Ukrayna alkol içenlerin ülkesi. Ha unutmadan bir hatırlatma yapayım. Bu mekanda bardak kırarsanız 100 grivnayı ödetirler, hiç acımazlar. 1 dakikalığına “dünyam yıkıldı” sanabilirsiniz ama sonra Türk Lirası hesabına vurunca, “amaaen ya 12-13 liradan nolacak, boşver gitsin. Getir abi oradan bi Cin daha” moduna girebilirsiniz. Tavsiye edebileceğimiz tek gece kulübü.

Striptix

Sanırım burayı Türkler keşfedememiş, hakkında hiç yazı bulamadım internette. Tesadüfen kaldığımız dairenin caddesinde bulunduğu için keşfettiğimiz, yer altı striptiz kulübü. İndik, burası ne diye baktık, Loş, perdelerle gizlenmiş bir yer. Fazla irdelemeden dışarı çıktık, Yaş sınırı +21 veya +22 olması lazım, aileler ya da yalnızca Lviv’i keşfetmek isteyen kültür – sanat tutkunları için pek ideal bir mekan değil.

Birkaç Ufak Detay

 * Lviv’in her köşesinde “Apple Shop”lar var, ilk başta çok garip gelmişti sonra alıştık. Apple marka telefonunuzla ilgili her türlü orjinal ürün ve desteği alabiliyorsunuz.


 * Çikolata ve cips pahalı.


 * Su pahalı sayılmaz, 50’lik su aşağı yukarı 1 TL. Su isterken “no gas” deyin.


 * Balı çok seviyorlar, yiyeceklerinin yarısı ya ballı ya da içinde bal içeren bir çok ürünleri var.


 * Her yerde sanat var, sokaklar, duvarlar, araçlar. Her yerde.


 * Lviv’deki en güzel çayı Lychakivska caddesinin girişinde solda bulunan Frans.ua ‘da içebilirsiniz.


 * Google Translate uygulaması çok işe yarıyor, mutlaka kullanın. Ama bizim klavyemizde onlar yazamıyor bilginiz olsun.


 * Google Maps’i de aktif kullanın, gitmeden önce çevrimdışı Lviv haritasını telefonunuza indirin.


 * 23:00’ten sonra yemek restoranı bulamazsınız. Kryjivka ya da Music Lab’a gidin.


 * Cimrilik etmeyin, Lviv merkezinde Vodafone bayisine girip 7 GB hattı 50 grivnaya alın. (6,80 TL)

Ukrayna deneyimleri şimdilik bu kadar, Lviv veya Ukrayna hakkında merak ettiğiniz başka şeyler olursa yorum ya da mail yoluyla ulaşmayı ihmal etmeyin. Tarif etmediğim ya da ismini söylemediğim mekanlar için de yine yorum yoluyla ulaşabilirsiniz.

Slava Ukraine!

Uygun Fiyatlı Uçak Bileti İle Gidebileceğiniz Ülkeler 0 65

Yorucu ve stresli bir iş yaşamından biraz olsun kurtulup nefes almak, yeni yerler keşfetmek ve kendimize vakit ayırmak hiç kuşkusuz hepimizin en çok sevdiği hobiler arasında yer alır. Nitekim yaz tatilleri de bunun için var. Sevdiklerimizle birlikte tatilin tadını doyasıya çıkarmak isteriz. Biriktirdiğimiz her bir kuruşun adeta hakkını verircesine gezer, dolaşır, sohbet eder, yemek yeriz. Tabii iyi bir tatil için iyi bir bütçenizin de olması gerekiyor. Tatil beldelerinde özellikle en küçük bir eşyanın, yemeğin, kıyafetin yaşadığımız yerlerdeki satışına göre fiyatlarının oldukça yüksek olduğunu görürüz, durum böyle olunca da sağlam bir bütçe planlaması yapıp yola çıkmak en mantıklısı olacaktır.

Bu bahsettiklerimiz elbette iple çektiğimiz yaz tatilleri için. Bir de artık dayanılamayacak hale gelip yapılan dinlendirici aktiviteler ve sonrasında insanı adeta iyileştiren ufak kaçamaklara da değineceğiz. Şunun şurasında iki günlük kaçamak yapacaksınız ya da yaz aylarında yapacağınız tatil için biriktirdiğiniz bütçeniz hayalinizdeki tatil için yeterli değilse uygun fiyatlı tatil arayışına girebilirsiniz. Bizimde bu yazıda amacımız işte tam da bu! Haydi, gelin hep beraber uygun fiyatlı tatil yapılacak yerlere bir göz atalım.

Ver Elini Filipinler!

Filipinler’i ilk sıraya koymamızın nedeni hiç kuşkusuz o muhteşem kıyılara doğru uzanan yemyeşil ormanlarıyla fotoğraflarda bile insanı kıskandıracak güzellikte olmasıdır. Bir doğa harikası olan Coron Adaları aynı zamanda dünyanın dalış turizmi açısından en popüler yerlerinden birisidir. Mavinin ve yeşilin tüm tonlarına şahit olabileceğiniz Coron Adaları’na eğer ki iyi bir uçak bileti avcısıysanız oldukça uygun fiyatlara gidebilmeniz mümkündür.

Filipinler’in Cebu şehrine bağlı bir diğer adası olan Malapuscua ise dalış severler için eşsiz güzellikte bir yerdir. Unutmadan, Malapascua adasının çevresinde 3 saatlik bir şnorkel turuna katılabilir, denizin keyfini doyasıya yaşayabilirsiniz.

Bir Doğa Harikası Bolivya

Evet, bu doğa harikası tanımlamasını sonuna kadar hak eden yer Bolivya’da bulunan Salar de Uyuni Gölüdür. Bilinen en eski trenler burada bulunur. Çevresinde gezilecek pek çok yer vardır; bunlardan en dikkat çekeni zeminine kadar her şeyi tuzdan yapılmış olan otellerdir. Bembeyaz yer ve masmavi bir gök. Ne hayaller kurulur burada, yaşarken buraları görebildiğimiz için şükürler ederiz. Türkiye’de yer alan Tuz Gölü’nün yaklaşık 7 katı büyüklüğünde olduğunu da not düşelim. Bu arada ne kadar ucuz olduğunu belirtmek adına asgari ücretin 230 dolar olduğunu söylemek de fayda var.

Yoksa Siz Hala Arjantin’i Listenize Eklemediniz Mi?

Evet, eklemediniz mi diyoruz doğru okudunuz, şimdi bunları açıklayacağız. Öncelikle yerel parası olan Peso (ARS)’nun 1 TL’ye tekabül ettiği miktarı duyunca hepiniz çok sevineceksinizdir. Yaklaşık kur 0,36 TL civarında olabiliyor. Evet, bu çok hoş değil mi? Üstelik Arjantin bizlerden vize istemeyen bir ülke! Arjantin hakkında küçük bir araştırmadan sonra bakalım neler yapılabilirmiş… Seyir defterine ekle; Buenos Aires, Mal de Plata, Iguazu Şelaleleri. Tabii gezilecek yerler sadece bunlarla sınırlı değil ancak Arjantin seyahatiniz için size en harika olan yerleri seçtik.

Eğer vejetaryenseniz biraz üzüleceksiniz çünkü et Arjantin mutfağında önemli bir yere sahip. Yemek için tatilcilerin sıklıkla tercih ettiği yeme-içme mekanı olan Cabana Las Lilas restoranını biz de size öneriyoruz.

Ulaşımda ise pek fazla gelişmiş diyemeyiz. Uçak biletleri ne yazık ki pahalıdır fakat ben uçak yerine otobüsü tercih ederim derseniz söylemek isteriz ki o zaman konfor aramanız mantıksız olacaktır. Uçakla da hemen hemen aynı fiyata denk gelmektedir.

Arjantin’i gezip görmek istiyorsanız öyle her elini kolunu sallayan buraya gelemiyor. Engelini koymuşlar yani siz eğer Kuzey ormanlarında gezmek istiyorsanız ortama karşı vücudunuzun herhangi bir reaksiyon göstermemesi adına sarıhumma aşısı olmanız gerekiyor.

İstediğiniz herhangi bir tarih aralığında en uygun fiyatları sunan birucak.com adresinden uçak biletinizi alıp doyasıya tatilin tadını çıkarabilirsiniz.

Popüler Başlıklar

Özenle Seçilenler

%d blogcu bunu beğendi: