Ölümsüz Aşkların Köprüsü: Hohenzollern 0 390

Ölümsüz Aşkların Köprüsü: Hohenzollern 0 391

Bundan 4 sene önce ikinci Almanya seyahatim sırasında ilk kez Köln şehrine gittim. Köln’ün tarihi yapısı ve güzel Ren nehri herkesi büyülediği gibi beni de büyüledi. Şehre giriş yaptıktan sonra arabayı bir yere park edip Ren nehri kıyısında yürüyüş yapmak istedik, nehrin kenarındaki geniş yürüme parkurları ve heybetli heykeller geride kaldıktan sonra Hohenzollern köprüsüne yaklaştık. Bir sonraki durağımız Kölner Dom (Dom Katedrali) olduğu için köprüden geçip yolumuza devam edecektik.

Köprüye vardık ve yaklaşık yarım kilometrelik köprünün tam ortasına geldiğimizde bir Ren nehri pozu, bir Dom Katedrali pozu ve bir de köprü pozu almak istedim. O sırada da yanından geçtiğimiz kilitlerin ne olduğunu merakla sordum. Cevabı aldıktan sonra fotoğraflarımı çekip Dom Katedrali’ne doğru tekrardan yürüyüşe geçtik. Efendim bu kilitler, yıllardır köprüde olmakla birlikte tamamen Köln halkının ve turistlerin köprüye kilitlediği kilitlerden oluşmaktaymış. Ancak kilitlerin özel bir anlamı var. Sevdiğiniz kişinin ismi yazılı olan asma kilidi veya sevgilinizle birlikte yaptırdığınız bir asma kilidi buraya asıyorsunuz. Bunun sebebi ise aşık olunan kişiye kavuşmak veya sevgililerin ölene dek birlikte yaşamasını sağlamak. Asma kilitleri sadece asmakla da kalmayıp Ren nehrinin sularına atmak gerekiyor. Köprüde binlerce asma kilit bulunmakta ve binlercesinin anahtarı da şu an Hohenzollern köprüsünün altında olmalı.

Köln şehrinde sevgililerin özellikle hobi haline getirdiği şeylerden birisi de özel bir asma kilit yaptırıp köprüye kilitlemek, anahtarını birlikte nehre atmak ve ardından nehre karşı bir hatıra pozu çektirip köprünün karşısına geçmek. Ancak yukarıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı gibi bazı sevgililer işi abartmış, umarım asma kilide harcadıkları emek kadar ilişkilerine de harcamışlardır ve 5 sene geçmesine rağmen hala birliktelerdir sevgili Andrea ve Bernd çifti.

Köln’e sevgilinizle birlikte gidecek olursanız veya sevdiğiniz birisi varsa, Hohenzollern köprüsüne ikinizin adının yazılı olduğu kilit asıp anahtarını Ren nehrine atmadan sakın ola dönmeyin.

Previous ArticleNext Article

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Avrupa’da Tatlı Bir Kasaba: Karaağaç 0 1117

Türkiye’nin batısında görülmesi gereken yerlerin başında gelen bir yer var, o da Edirne’ye bağlı ufak bir kasaba olan Karaağaç. Meriç Nehri’nin kıyısında ve aynı zamanda Yunanistan sınırında bulunan bu mahalle, Meriç’i geçtikten sonra Avrupa’ya tamamen girdiğinizi hissettiriyor. 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile savaş tazminatı olarak Yunanistan’dan alınan Karaağaç ve Bosnaköy, hem Türk hem de bir Yunan köyü olarak kültürlerin de kesiştiği önemli bir nokta. Lozan Barış Antlaşmasıyla elde edilen bu topraklardan dolayı da Karaağaç tren istasyonu bölgesine büyük bir Lozan Anıtı inşa edilmiştir. Edirne’ye bağlandıktan sonra geçen süre içinde de Edirne halkının gün içinde ziyaret ettiği bir bölge haline gelmiştir. Piknik alanları, cafeler, büyük yeşil alanlar ve Karaağaç tren istasyonunun Trakya Üniversitesi’ne verilip Güzel Sanatlar Fakültesinin oraya taşınmasıyla bölge daha da hareketlenmiştir.

Çok da büyük olmayan Karaağaç’ı geçtikten hemen sonra Yunanistan sınır kapısı Pazarkule bulunmaktadır. Ancak daha güneyde bulunan İpsala sınır kapısının transit geçiş yolu üzerinde olmasından dolayı yoğunluk genelde İpsala’da yaşanır, Pazarkule sınır kapısında bir de ufak free shop vardır, bu ufak free shop’tan genellikle Edirne halkı da yararlanır. Edirne şehir merkezine köprüyle bağlanan Karaağaç’ın doğası da güzeldir, Avrupa’nın geneli gibi yeşil düzlükler bolcadır.

Karaağaç’a Nasıl Gidilir?

İstanbul tarafından otoban veya karayolunu takip ederek Edirne şehir merkezine ulaşılır, Edirne şehir merkezine geldikten sonra Pazarkule (Yunanistan) tabelalarını takip ederek Meriç nehri geçilir ve taş yolun sonunda bulunan kavşağa geldikten sonra Karaağaç Güzel Sanatlar Fakültesinin (Karaağaç eski Tren Garının) önüne çıkan caddeye girip Karaağaç merkeze giriş yapılır.

Çanakkale tarafından, Gestaş Feribot İskelesine geldikten sonra saat başı kalkan Eceabat feribotuna binilir, Gelibolu yolu takip edilerek deniz kıyısındaki yoldan Gelibolu’ya gelinir ve Keşan’a doğru devam edilir. Keşan’a girdikten hemen sonra İstanbul / Tekirdağ ve İpsala sınır kapısına ayrılan kavşaktan dosdoğru yukarı çıkılarak Edirne yoluna sapılır. Havsa’ya varana kadar düz giden yol Havsa’da otoban girişine ayrılır, otobana girmeden sola saparak 20 km sonra Edirne’ye varılır ve şehir merkezine ulaşılır, Edirne şehir merkezine geldikten sonra Pazarkule (Yunanistan) tabelalarını takip ederek Meriç nehri geçilir ve taş yolun sonunda bulunan kavşağa geldikten sonra Karaağaç Güzel Sanatlar Fakültesinin (Karaağaç eski Tren Garının) önüne çıkan caddeye girip Karaağaç merkeze giriş yapılır.

 

 

 

Dalmaçya Kıyılarının Sonundaki Güzellik 0 178

Yeşili de bol dağı tepesi de… Karadağ, bugüne dek hep ‘Balkan turları’nın kurbanı oldu. Çünkü bir koşuşturmaca içinde geçen bu gezilerin günü birlik durağıydı. Halbuki milli parkları, dünyaca ünlü Sveti Stefan Adası ve tarihiyle daha fazlasını hak ediyor bu minik ve güzel ülke.

Baştan belirteyim: Avrupa’nın göbeğinde yer alan Karadağ, Türkiyeli vatandaşlardan vize istemiyor. 1.5-2 saatlik bir uçuşun ardından Antalya’ya gider gibi gidiyorsunuz. Havalimanına indiğiniz anda sizi Skadar Gölü Milli Parkı karşılıyor. Başkent Podgorica’dan Budva’ya gittiğiniz yol boyunca her yer yemyeşil. Karadağ, bu milli parkı Arnavutluk’la paylaşıyor.

Budva, Karadağ’ın Adriyatik’e açılan en güzel sahil şehri. Budva’yı James Bond filmlerinden de hatırlıyoruz. ‘Casino Royale’ filminin çekildiği muhteşem bir deniz manzarasına sahip otel işte tam burada.
Eski bir balıkçı köyü olan şimdiyse dünyanın tanıdığı Sveti Stefan Adası Karadağ’ın simgesi adeta. Tamamı bir otele dönüştürülen adanın fotoğrafları kartpostalları süslüyor. Ev tipinde 50 oda bulunuyor. Tek gecelik fiyatları 700 ila 1000 Euro arasında değişiyor.

Budva’nın merkezinde bir kale görünümündeki eski şehir yer alıyor. Bitişik nizam evlerin çoğu ticari amaçlı kullanıyor. Küçük dükkânlarda kafeler, restoranlar, barlar var. Özellikle akşamları burası çok haraketli oluyor. Kalenin önündeki meydansa Budva’nın vazgeçilmez mekânı. Unvanı da ‘açıkhava diskosu.’ Çünkü herkes burada sabaha kadar eğleniyor.

Karadağ’ın İngilizce adı Montenegro. ‘Monte’ dağ, ‘negro’ ise kara anlamına geliyor. Anlatılanlara göre, bu ismi ülkeye veren kişi Napolyon. Buraya ilk geldiğinde ülkenin dağlarını görüp, kara olduğunu söylüyor. Ülkenin adının da Montenegro olmasını istiyor. Karadağ, Adriyatik kıyısında ünlü ‘Dalmaçya kıyıları’nın en güney ucunda yer alıyor. Sadece bu kıyıları görmek, serin sularında yüzmek için bile Karadağ’a gidilir.
Ülkenin nüfusu 600 binin biraz üzerinde. Budva’dan sonra ülkenin en güzel yeri Kotor. Cruise gemilerinin uğradığı Kotor, dev gemiler için uygun doğal limanı, yüksek dağları, eski şehri, kiliseleri ile görenleri kendine hayran bırakıyor.
Eski şehrin içindeki St. Tripun Katolik Kilisesi, 9’uncu yüzyıla ait. Girişi 2.5 Euro. Kilisenin üst katı müze. Özgün eserler var. Eski şehirdeki 600-700 yıllık evlerle yaşayan Karadağlılar var. Şehir küçük bir mahalle gibi. Arka taraflarındaki ara sokaklarda camlara asılı çamaşırları bile görebilirsiniz. UNESCO tarafından da korunuyor. Şehrin ilk Ortodoks kilisesinin pederi Mileneko ziyaretçileri kapıda karşılıyor. 1192 yapımı kilise hakkında bilgi veriyor. Üzerinde durduğunuz zeminin altında kilisenin ilk pederlerinin yattığını anlatıyor. Kotor’da iki adada kiliseler var. St George ve  Lady Gospa. Bu kiliselerin bulunduğu adalarsa Kotor’un simgesi. Tekneler her gün adalara ziyaretçi taşıyor.

TELAFFUZU ZOR KENT: CETİNJE

Karadağ Krallığı’nın ilk yönetildiği başkentse Cetinje. Buraya gitmek için Kotor’dan yaklaşık bir saatlik yolculuk yapmak gerekiyor. Ancak unutulmayacak bir yolculuk olacağını garanti ederim. Bu kadar çok keskin virajı bir arada göremeyebilirsiniz. En son 23’e kadar sayabildim. Çok dik bir tepeye kısa sürede çıkılıyor. Eğer her güzel manzarada durup fotoğraf çektirmek isterseniz yolculuğunuz bizimki gibi iki saate de çıkabilir. Cetinje’de Kral Nikola’nın müzesi var. Girişi 10 Euro. Osmanlı dönemi eserleri var. 12 sancak da bu eserlerin bir kısmını oluşturuyor. Ancak müze rehberi “Osmanlı’dan savaşı kazanarak bu sancakları aldık” diye başlıyor anlatmaya… Abdülhamid’in hediye ettiği yağlıboya tablo da müzedeki eserlerden. Cetinje’nin adını orijinali gibi telaffuz etmeye fazla uğraşmayın. Zira tüm çabalarım boşa gitti. ,

ADRENALİN SEVENLERE

Cetinje’ye giderken Avrupa’nın en derin kanyonu ‘Tara’daki tarihi taş köprüde mutlaka durun. Sovyet döneminden kalan bir kamyoneti 5 Euro karşılığında sanırım dünyanın başka hiçbir yerinde kullanamazsınız. 200 metre uzunluğunda ve 150 metre yüksekliğindeki köprüden ‘Zipline’ adı verilen sistemle çelik halata asılı şekilde hızlı bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Karşı yakaya ulaşıp yoğun bir adrenalin salgılamanın bedeliyse sadece 10 euro.

NEREDE, NE YENİR?

Budva’nın en eski restoranlarından Kod Krista 1976’dan bu yana hizmet veriyor. Denize sıfır. Huzurlu bir ortamı var. Balıkları çok taze. Türkçe mönüsü de var. Tecrübeli servis elemanı Dusko’yu bulun. Bir gemi kaptanına benziyor. Karizmatik. Müşterilerle tek tek ilgileniyor. Balık tavsiyelerinde bulunuyor. Tavsiyelerine uyun, pişman olmazsınız. Fiyatlarsa makul. En iyi restoranlarından biri olmasına rağmen içkiniz dahil kişi başı ortalama 20-25 Euro ödersiniz. Çekinmeyin, bulduğunuz en güzel balığı yiyin. Cetinje’deyse Restoran Beldever, güzel bir manzaraya sahip, otantik yemekler yapan bir mekân. Yediğiniz et yemeklerinin tadına doyamayacaksınız. Dormitor Milli Parkı yakınlarındaki Nacionalni Restoran’da ise Balkanlar’ın geleneksel yemeği kuzuçevirme yiyebilirsiniz.

TURİST SAYISI NÜFUSUN İKİ KATI

Türkiye’den geçen yıl Karadağ’a giden turist sayısı 20 bin. Onlar da ortalama bir gece konaklıyor. Balkan turları dahilinde Karadağ geziliyor. En çok ziyaret edenlerse Ruslar. Geçen yıl ziyaretçi sayısı 300 bin.  Fransızların sayısı 70 bin. Ülkeye giden toplam turist sayısıysa yılda ortalama 1.5 milyon.
Karadağ’a Türkiye’de ilk kez Gazella Turizm’in tur operatörü markası BinRota, yaz boyu altı gün sürecek turlar düzenliyor. İlki 21 Haziran’da (Kişi başı 1.432 TL – binrota.com).
Serkan Ocak – http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/seyahat/29150879.asp – 31 Mayıs 2015

Popüler Başlıklar

%d blogcu bunu beğendi: