Geleceğin Şehirleri: Uzay Çağı 0 406

Sene 1969, Türkiye’deki Bilim ve Teknik dergilerinin henüz ilk sayıları denilebilecek dergilerden birinde büyük puntolarla şu cümle yer aldı: “Ay’a çıkıldı”. Tarihin gidişatını değiştiren bir cümle olan bu yazıda insanoğlunun Ay’a ilk adımı attığından bahsediyordu. Bu demekti ki insanoğlu ilk kez uzaya çıktı ve bundan sonra da bu son olmayacak. İşte o tarihten sonra bütün insanlığın kurduğu düşler büyümeye başladı ve dünyaya sığmaz oldu. İnsanlık, var olduğu binlerce yıldan beri gökyüzüne bakmıştır ve uzayın görüntüsüne her bir millet farklı anlamlar yüklemiştir. Bir gün oraya gidilebileceğini ise kimse tahmin etmemişti. 1969 yılında Ay’a insan gönderildikten sonra dergilerde, gazetelerde insanlığın ortak düşleri yazılmaya başladı. Bu düşler o yıllarda filiz verdi ve teknolojinin büyüme hızının sürekli katlanarak artması o tarihlerde başladı. İnsanoğlu hayal kurdukça, bilim ve teknoloji hızına hız kattı.

60’lı – 70’li yıllardan beri insanlık hep 2000’li yılların hayalini kurmuştur. Çekilen filmlerde, yayınlanan dergilerde 2000’li yılların dünyasından sıkça bahsedilmiştir ve bu kurulan hayaller insanlara tatlı gelmiştir. 2000’li yıllarda insanların hep yüz, iki yüz katlı binalarda yaşayıp her birinin uçan birer arabası olacağı düşlenmiştir. Uzayla içli dışlı olunacağı ve hatta diğer gezegenlerde de herkesin birer tane evi olacağı hayal edilmiştir. O yıllarda çekilen filmlerin bir kısmının teması gezegenler için yapılan savaşlar ve gelecek yıllarda yaşanacak yaşamı konu almaktaydı. Örneğin Yıldız Savaşları gibi filmler gezegenler arası savaşların yaşanabileceğine işaretti. ’85 yılının filmi Geleceğe Dönüş ise “Zamanda Yolculuk”, “2015 yılı”, ve uçabilen nesneleri konu almaktaydı.

2015 yılı geldi çattı ve günümüz mimarisiyle şehirciliğinin, 60’lı yıllarda düşlenen görüntüsünden pek de bir farkı olmadığını söyleyebiliriz. Özellikle yeni yapılanmaya başlanan şehirler geleceğin estetiğine bir hayli hızlı bir geçiş yapmış gibi gözüküyor. Gökdelen mimarisinin New York gibi şehirlerde çılgınlık boyutuna vardığı yıllar üzerinden baya bir zaman geçti. Gökdelenlerin yanlarına da yeni gökdelenler eklendi ve günümüzde milyon nüfusunu aşan çok sayıda şehir gökyüzüne doğru yükselişe geçmeye başladı. Bir kilometre yüksekliğindeki binalardan tutun, 6’şar 7’şer şeritli otoyollar geleceğe yönelik yapılaşmanın birer örneği. Günümüzde büyük şehirler genişledikçe bina yapılabilecek alanlar da azalmaya başladı. Bunun doğurduğu sonuçlardan birisi de metrekare başına düşen fiyatların artması oldu. Hem fiyat artışı, hem de metrekare başına yerleşim ortalamasını artırma amacıyla binalar genişlemesine değil, uzunlamasına büyüdü ve büyümeye devam ediyor.

Binaların bulutların üzerine yükselmesinin düşünce bazındaki amaçlarından birisi ise uçan arabalar. İnsanlığın ilk araba yapıldığından beri düşlerinde yer eden uçan arabalar, geleceğin şehirlerinde büyük yer ediniyor. İleride arabaların uçabileceği düşünülerek geleceğin şehirlerinde planlanması en uygun yapı yine çok katlı binalar oluyor. Daha önce bir çok kez filmlere konu olan bu şehirlerde arabalar özgürce uçup insanlar arabaları gökdelenlerdeki bilmemkaçıncı kattaki garajlarına rahatça park edebiliyorlar.

Günümüzde Dubai başta olmak üzere, Hong Kong, Bangkok gibi şehirlerde binalar yükseldikçe yükselmekte ve şehir planları da ona göre yapılmaktadır. Yıllar öncesinin bilim-kurgu filmlerinden tek farkı uçan arabalar. Kim bilir belki uçan arabalar da bir kaç yıla şehrimizde uçmaya başlarlar.

Previous ArticleNext Article

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Azılı Suçlulara Bile Kafayı Yedirten Dünyanın En Tehlikeli 10 Hapishanesi 0 1651

Dünyadaki hiç bir hapishane tam olarak güvenli sayılmaz. Fakat öyle hapishaneler var ki, bazılarının tarihi son derece kanlı veya karanlık. Cezaevlerinde mahkumların haklarından tutun, gördükleri işkencelere, işlenen cinayetlere, insanlık dışı yaşam koşullarına kadar bir çok kategoride değerlendirilen bu listede Türkiye‘den de hepimizin bildiği bir hapishane mevcut.

10. Rikers Island, New York – Amerika Birleşik Devletleri


İçeride tecavüz, cinayet gibi suçların rahatça işlenebildiği, dövüş kulüplerinin bulunduğu ve bir çok suçun örtbas edildiği bu ada hapishanesinde büyük suçlar işleyen New York’lular ve diğer suçlu Amerika vatandaşları bulunuyor. Hapishanedeki en büyük tehlike, hiç bir gardiyanın suçluları koruyabilecek kadar yeterli olamaması ve her mahkumun ölmemek için kendi arkasını kollamak zorunda olması.

9. La Sante, Paris – Fransa


Seine nehri civarında, Paris’in tam merkezinde yer alan bu cezaevinin aşk şehri Paris’te yer aldığına inanmak güç. Bu yüksek güvenlikli cezaevi, tarihte yer alan en ünlü cezaevlerinden biri. 1867’de açılan hapishane, Dünya Savaşı zamanında savaş suçlularını ve esirlerini konuk etmiştir. Bugün bile hala aşılamayan bir güvenlik seviyesine sahip olan bu hapishaneden tarih boyunca yalnızca 3 kişi kaçmayı başarabilmiştir.

8. Petak Island – Rusya


Rusya’da bir çok yüksek güvenlikli cezaevi var. Beyaz Göl’deki Petak Adasında bulunan cezaevi de bunlardan biri ve en ağır suçları işleyen suçluların gönderildiği bir yer. Mahkumlar haftada sadece iki kez ziyaretçi kabul edebiliyor. Burayı en tehlikeli yapan etmenlerden biri ise duvarlardaki yalıtım eksikliği ve mahkumların hayatına önem verilmemesi sebebiyle kışın eksi 40 dereceye inen sıcaklıklarda bir çok mahkumun donarak ölmesi ve bazı durumlarda akıllarını bile yitirmesi.

7. Bang Kwang, Bangkok – Tayland


Maksimum güvenlikli bir hapishane olan Bang Kwang, Bangkok’a yalnızca bir kaç kilometre uzaklıkta bulunuyor. Bu hapishanede yabancı mahkumların sayısı da bir hayli fazla. Yeni gelen suçlulara 3 ay boyunca pranga takılan cezaevinde bulunan suçluların her 10 tanesinden 1’i idam mahkumu oluyor. Bu hapishanede mahkumların bir çoğu kötü beslenme ve neredeyse hiç işlemeyen kanalizasyon sisteminin de etkisiyle çeşitli hastalıklardan hayatını kaybediyor.

6. La Sabaneta – Venezuela


Eski Devlet Başkanı Hugo Chavez tarafından “Cehennem Çemberi” olarak tanımlanan meşhur La Sabaneta cezaevi aşırı kalabalık, yetersiz personel, yetersiz bütçe, tecavüz, sebepsiz cinayetler gibi sebeplerle en tehlikeliler listesinde yer alan hapishanelerden biri. Düzenli bir şekilde ayaklanma çıkan hapishanede 2012 yılında 591 mahkum öldürüldü. 2013 yılında baskın yapılan cezaevinde bulunan, tabanca, tüfek, esrar, kokain, çeşitli cephanelikler ve 22 bin adet mermi, mahkumların gizli tuttuğu yer altı tünellerinde ele geçirildi.

5. Diyarbakır Cezaevi – Türkiye


1980 yılında açılan bu cezaevi, özellikle bölgedeki Kürt nüfusu için 35 yılı aşkın zamandır tam bir cehennem olmuştur. Ağır suçlular ve siyasi mahkumlar için kullanılan cezaevinin kanlı bir geçmişi vardır. Açıldığı günden beri yüzlerce kişi işkencelerle ölmüş, bir çok kişi kendini yakarak intihar etmiştir. Yaşları 13 ile 17 arasında değişen 350’den fazla çocuk mahkum da Diyarbakır cezaevinde yatmaktadır.

4. Gldani – Gürcistan


Gürcistan’ın Gldani hapishanesinde yaşanan dehşet, teknoloji sayesinde açığa çıkarıldı. Mahkumlara tecavüz, dayak ve işkence yapılan görüntülerin kaydedilip sızdırılmasının ardından hapishanedeki şartlar biraz da olsa düzeldi ve sorumlu tutuklularla gardiyanlar yargılandı.

3. Cotonou – Benin


Benin, Togo ve Nijerya’nın yanında bulunan küçük bir Afrika ülkesi. 2400 kişilik kadın, erkek ve çocuk mahkumların barındığı bu hapishane aşırı kalabalık. Çok kötü koşullara sahip olan bu hapishane, devlet tarafından özellikle bu durumda tutulmuyor. Fon yetersizliğinden dolayı aşırı kalabalık olan bu hapishane, hastalık ve diğer kötü şartlardan kaynaklanan ölümlere sebep oluyor.

2. Tadmor – Suriye


Suriye’de bir çölde bulunan Tadmor hapishanesi siyasi mahkumlar ve ağır suçluları barındırıyor. 2001 yılında kapatılan bu hapishane daha fazla tutukluyla 10 yıl sonra yeniden açılmış. Hapishanede kitap, radyo, televizyon gibi hiç bir aktivite bulunmuyor. Tek eğlence işkence.

1. Gitarama – Ruanda


Ruanda’da bulunan bu hapishanede durum öyle içler acısı ki, kaynak yetersizliğinden dolayı hiç bir para aktarılmayan bu cezaevi hem çok kalabalık hem de bu kadar mahkumu doyurmaya ve bakmaya yetecek kadar imkan yok. Buradaki mahkumların tek derdi işkence ve cinayetler değil. Hayatta kalma içgüdüsü ve açlık sebebiyle birbirlerini öldürüp yiyen binlerce mahkum bulunuyor.

Dünyanın İlk Hidrojen Yakıtlı Treni “iLint” 2017’de Raylarda 0 328

Demiryolu teknolojisi üreten Alstom firması, dünyanın ilk yakıt hücreli trenini kısa adımlarla rekor bir süre içerisinde tamamlayıp, gerekli testler ardından 2017 de kullanıma sunuyor!

Tren yolu kullanımı, elektrik akımıyla çalıştığı için çevremizin bir numaralı dostudur. Ancak günümüzde hala dizel yakıtla çalışan trenlerde yok değil. Alman Alstom firması, dizelle çalışan trenlerin çevreye verdiği zararın önüne geçmek için hidrojenle çalışan tren üzerinde 2 yıl boyunca çalışmalar yaptı ve nihayet uzun beklemeler ardından salı günü Almanya’nın Berlin şehrinde hidrojen yakıtlı trenin tanıtımı yapılacak.

İki yıl gibi rekor bir sürede üretimi yapılan hidrojen yakıtlı tren, dünyada bir ilke de imza atmış oldu. Aralık 2017’den itibaren Almanya’nın Buxtehude–Bremervörde–Bremerhaven–Cuxhaven hattında hizmet vermeye başlayacak.

iLint adına sahip olan bu trenin çalışma prensibiyse, trenin üstünde hidrojen tankı ve bir de yakıt hücresi bulunuyor, hidrojen bu şekilde elektrik enerjisine donüştürülüyor. Yani trenin hareket edebilmesini ve tam fonksiyonel çalışmasını sağlıyor. Ayrıca bu işlev daha önceden otobüs ve otomotiv sektöründe test edilip kanıtlanmıştı. Şunu da belirtmek gerekir ki; bu tren %0 emisyona sahip ve yolculuk esnasında sadece trenin teker sesleri duyuluyor. Yani herhangi bir şekilde gürleyen bir motor sesi de olmayacak ve tabi ki tamamen çevre dostu. Umarız bu tren başarılı seferler yaparak dünya genelinde kullanılabilir yapıya getirilir.

Kaynak

Popüler Başlıklar

%d blogcu bunu beğendi: